Bilim Araştırma Vakfı Yönetim Kurulu Başkanı Tarkan Yavaş, BAV davasının ardından gazetemize konuştu

--------------------------------------------------------------------------------------------
‘Tuzaklar boşa çıktı’
18 Aralık 2005 00:35

Röportaj: Mustafa CANBEY

Zulüm, adaletsizlik, fakirlik, ahlaksızlık ve huzursuzluk dünyanın her yerini kuşatmıştır. Bir kısım çıkar grupları bundan hoşnut olabilirler ama Müslümanların bu koşullara duyarsız kalmaları mümkün değildir. Tüm Müslümanların görevi Kur’an-ı Kerim’de bildirilen güzel ahlakı yaşamaları ve tüm insanlara bu güzel ahlakı anlatmalarıdır.

Kurulduğu dönemden beri materyalist felsefeye karşı büyük bir fikri mücadele veren Bilim Araştırma Vakfı üyeleri ve Vakfın Fahri Başkanı Adnan Oktar’a karşı açılan dava geçtiğimiz günlerde sonuçlandı. Ancak bu davanın sonucu belli kesimler tarafından büyük bir tepkiyle karşılandı. Özellikle bazı yayın organları, davanın sonucundan hareketle, geçmiş dönemlerde de yaptıkları gibi, Vakıf üyelerini ve Sayın Adnan Oktar’ı haksız yere suçlamaya devam ettiler. Aynı zamanda belli gazetelerde görevli bazı tanınmış köşe yazarları adalet mekanizmasını da töhmet altında bırakacak açıklamalar yaptılar.

Konu ile ilgili olarak BAV Yönetim Kurulu Başkanı Tarkan Yavaş’a ve Milli Değerleri Koruma Vakfı Başkanı Altuğ Müştak Berker’e dava süreci ve gazetede yazılanlar hakkında merak edilenleri sorduk:

Sayın Yavaş, bazı yayın organlarında davanın zamanaşımı ile bitmesinden ötürü sizleri ciddi şekilde suçladılar. Davanın zamanaşımına uğramasının nedeni nedir sizce?

Tarkan Yavaş: Sizin de takip ettiğiniz gibi, BAV davası 6 yıl kadar sürdükten sonra zamanaşımına uğradı. Tabii ki bu sonuç, geçmişte de vakfımıza yönelik sayısız iftiralar atan kimseleri hiç de memnun etmedi ve geçtiğimiz günlerde bu memnuniyetsizlik birçok köşe yazısına yansıdı. Bu yazılarda, davayı zamanaşımına uğratmak için birçok yola başvurduğumuz gibi asılsız iddialara yer verildi.

Davanın zamanaşımına uğramasının esas nedeni ilk olarak DGM’de açılmış olması ve dava sürecinin dört yılının bu mahkemede geçmesidir. Bu dört yılın sonunda ise “görevsizlik” kararı verildi. Bu karardan sonra ise geriye 2 yıllık bir süreç kaldı ki, bu süre beraat etmemiz için yeterli bir süre değildi. Biz bu davanın DGM’lerde görülmemesi gerektiğini defalarca açıkladık. Türkiye ve dünyadan onlarca hukukçudan bu davanın DGM kapsamında görülemeyeceği yönünde mütalaa aldık. Ancak belli kesimlerin bilinçli çabaları sonucunda bu dava DGM kapsamına alınmıştı. 4 senelik bir mahkeme süresi 20 den fazla celse onlarca bilirkişi raporu, şahit dinlenmesi, keşifler, uzman görüşleri sonucunda DGM kapsamından çıkartıldı ve Ağır Ceza Mahkemesine gönderildi.  

Ancak bazı kimseler, davayı zamanaşımına uğratmak için kasıtlı olarak ‘reddi hakim’ talebi gibi bazı hukuki yollara başvurduğunuzu söylüyorlar.

T.Y.: Biz hukukun üstünlüğüne inanan kimseleriz ve de hukukun temel esaslarının zedelenmesine izin vermeyiz. Böyle düşünen insanlar olarak türlü oyunlarla adalet mercilerimizi oyalamak bize yakışmaz. Bizim reddi hakim talebimiz haklı sebeplere dayalıydı ve bu hakkımızı yasadan aldığımız izinle kullandık. Eğer bu talebimiz iddia edildiği gibi mahkemeyi oyalamak amacıyla yapılsaydı, hakimler tarafından 5 dakikada reddedilirdi. Ancak talebimizin haklı gerekçelere dayandığı üst mahkemelerce de onaylandı.

Davanın uzamasının en önemli nedenlerinden biri olarak ileri sürdükleri görev uyuşmazlığı ise tamamen mahkemelerin kendi arasında geçen bir süreçtir ve bu sürece yargılananlarda, müdahillerde, avukatlarda dışarıdan katiyen herhangi bir müdahalede bulunulamaz. Ayrıca önemle belirtmeliyim ki reddi hakim ve yetki uyuşmazlığı süreçleri dava toplamında 1 yıl sürmüştür. Geriye kalan 5 yılda ise olağan yargılama süreci devam etmiştir.

Davanın DGM’de açılmasına çaba sarf ettiğini söylediğiniz ve bu nedenle de davanın uzamasına yol açtığını iddia ettiğiniz kişiler kimlerdir?

Altuğ Berker: Dönemin İçişleri Bakanı Sadettin Tantan ve 1999 yılında BAV camiasına yapılan operasyonu gerçekleştiren birimin müdürü Adil Serdar Saçan. Her ikisi de davanın DGM’de açılması için ciddi çalışmalar yaptılar. Sadettin Tantan’ın bizlerin daha ifadeleri bile alınmamışken hakkımızda yaptığı asılsız suçlamaları sizler de hatırlıyorsunuzdur. Bu şekilde bize karşı bir infial havası oluşmasına sebep oldu ve yargıyı etkilemeye çalıştı. Sahte emniyet ifadeleri düzenlenerek bizlere zorla imzalatıldı. Bu şekilde DGM kapsamına giren suçları güya işlemişiz havası oluşturuldu.

Aralarında Celal Adan, Mehmet Ağar, Ebru Şimşek, Fatih Altaylı’nın da bulunduğu pek çok kişi o dönemde sizlerden şikayetçi oldular. Ancak daha sonra en çok Ebru Şimşek’in adı duyuldu.

T.Y.: Dosyada ilk başta 19 müştekinin adı bulunuyordu. Bunlardan 15’i bizlerin aile fertleridir. Annelerimizdir babalarımızdır. Esasında hiçbir zaman şikâyetçi olmadılar. Ancak dosya oluşturulurken tehdit edilerek zorla müşteki yapıldılar. Mahkeme süreci başladığında ise şikayetçi olmadıklarını belirttiler.

Celal Adan ve Mehmet Ağar’ın ise bizle ilgili suçlamaları hiçbir zaman olmamıştır. Onlar kendilerine yazılan hakaret ve tehdit dolu mektupları kim yazdıysa ondan şikayetçi olduklarını ifade etmişlerdir. Onlar da zaman içinde suçsuz olduğumuza vicdanen kanaat getirip davadan ayrılmayı uygun bulmuşlardır.

Fatih Altaylı’nın ise elinde hiçbir delil yoktur. Zira kendisi herhangi bir şantaja yahut tehdide maruz kalmadığını ifade etmiştir. Delil olmadan bize suçlamalarda bulunmaktadır. Kanaatimiz, ideolojik nedenlerden dolayı bizle mücadele ettiği yönündedir. Ebru Şimşek adlı şahsa da bu nedenle destek olmuştur.

A.B.: Kendisine şantaj ve tehdit yapıldığı iddiasıyla suçlamalarda bulunan tek kimse Ebru Şimşek’tir. Ancak Ebru Şimşek’in ileri sürdüğü asılsız tüm iddialar hukuki yollarla ve kesin kanıtlarla bir bir yalanlanmıştır. Örneğin, artık herkes tarafından bilinen ve uygunsuz görüntülerdeyken kameraya alınan Ebru Şimşek’in, söz konusu görüntülerdeki evin bize ait olduğu iddiası bilirkişi raporları ile yalanlanmıştır. Ebru Şimşek’in görüntülendiği ev ile tehdit edildiğini söylediği evin birbirinden ayrı evler olduğu ortaya çıkmıştır. Evlerde inşaat olarak çok büyük farklılıklar vardır. Mahkemenin tayin ettiği bilirkişi evlerden birinin asmolen tavanlı yani kirişleri gözükmeyen sisteme, diğerinin ise kirişleri açıkta olan sisteme sahip olduğunu ve dolayısıyla aynı ev olmadıklarını teknik raporunda belirtmiştir. Ayrıca Ebru Şimşek’le geçmiş dönemde arkadaşlık yapmış olan Filiz Karataş da Ebru Şişek’in yalan söylediğini bu yalanı birlikte hazırlayıp uyguladıklarını ifade etmiştir. Savcılar da bu delillerin ardından Ebru Şimşek aleyhine, yalan söylediğine dair on ayrı mahkemede dava açmışlardır.

Sizlerle neden bu kadar çok uğraşılıyor? Bazı basın organlarında aleyhinizde ağır ithamlar yer alan haberlerin yayınlanmasının asıl amacı nedir?

T.Y.: Sizinle konuşurken davanın sadece belli başlı birkaç noktası üzerine konuştuk ama sizin de gördüğünüz gibi tüm delillerin bizim lehimizde olmasına rağmen halen belli kimseler ve de gruplar bize asılsız iftiralar atmaya devam ediyorlar. Burada çok tehlikeli bir zihniyetle karşı karşıyayız. Hukuku ve adaleti tanımayan, bunları sadece kendi menfaatlerine uydukları sürece savunan bir zihniyet. Vicdanlı olmayan bir zihniyet. Kendisini yargıdan, yasamadan ve yürütmeden üstün gören bir zihniyet. İşte bu zihniyetin kontrolü altına girmiş kişiler düşmanı olarak gördükleri kimseler hakkında toplumda yanlış bir kanaat oluşturmak için gerekirse adalet sistemini ve onda görev alanları bile suçlarlar.

Bu zihniyet nedir? Biraz açar mısınız?

A.B.: Bu zihniyet, devleti ve kurumlarını tanımaz. Bu zihniyetin temsilcileri için devlet İngiltere’deki locadır. Locanın koyduğu kurallar onların anayasasıdır. Masonlar bizim gibi milli ve manevi değerleri korumaya niyetli kişileri engellemek için herşeyi yaparlar.

Bildiğiniz üzere biz de çok uzun zamandan beri evrim teorisinin asılsızlığını insanlara anlatıyoruz. Bazı kimseler evrim teorisini çok fazla ön planda tuttuğumuzu düşünüyorlar; ancak unutulmamalı ki, evrim teorisinin çökmesi demek, materyalist, dünya menfaatleri üzerine kurulan tüm felsefelerin çökmesi demektir. Çünkü evrim teorisi bu felsefelerin sözde bilimsel zeminini oluşturur. İçinde bulunduğumuz dönemde halen görüyoruz ki belli kesimler tarafından evrim teorisi zorla, yalanla, sahtecilikle ayakta tutulmaya çalışılmaktadır. Bu da evrim teorisine karşı verdiğimiz mücadeleye devam etmemiz gerektiğini bize gösteriyor. Gelmek istediğim nokta şu: Evrim teorisine bağlı felsefeler çöktüğünde ise geriye kalan şey, Allah inancından başka bir şey değildir. Anladığınız üzere masonlar da yeryüzünde din ahlakının yaşanmasını istemediklerinden bizlere büyük tuzaklar kurmuşlardır.

Ayrıca hatırlatmak isterim ki, Sayın Adnan Oktar’ın 250’yi aşkın kitabı, bu eserlerden faydalanılarak hazırlanan 200’ü aşkın internet sitesi ve 170 belgesel film dünya çapında birçok insanın iman etmesine ya da imanında derinleşmesine vesile olmaktadır. Elbette ki tüm bunlar, masonların niçin Sayın Adnan Oktar’la ve camiamızla mücadele ettiklerini açıkça ortaya koymaktadır.

Masonların komplosu

Sayın Adnan Oktar’a 90’lı yıllarda kurulan kokain komplosunun ardında da masonlar mı var?

T.Y.: Adnan Bey kitaplarında uyuşturucu tehlikesine defalarca dikkat çekmiştir. Kokain kullanması hiçbir zaman söz konusu olmayan ve Allah’a, Resulü’ne, ahiret gününe, kitaplarına ve meleklerine iman etmiş bir insandır. Kokain kendisine gözaltındayken yemeğine katılmak suretiyle verildi. Nitekim O dönemde Scotland Yard dahil dünyanın en ünlü 14 adli tıp biriminden raporlar alındı. 48 saatte vücutta kokain artığı kalmasının mümkün olmadığı bilimsel bir gerçek olarak belirtildi. 72 saat gözaltında kalan Adnan Bey’in vücudundan kokain artığının çıkması mümkün olamayacağını ve bunun gözaltı sırasında yemeğine karıştırılmak sureti ile verilerek bir komploya maruz kaldığı mahkemece anlaşılarak beraat verildi. Tüm bu deliller mahkeme dosyasında mevcuttur. Bu komplo da tarih boyunca defalarca bu şekilde hareket etmiş olan masonlar tarafından tasarlandı.

BAV’ın ve MDKV’nin faaliyetlerindeki amaçlar nelerdir?

A.B..: Zulüm, adaletsizlik, fakirlik, ahlaksızlık ve huzursuzluk dünyanın her yerini kuşatmıştır. Bir kısım çıkar grupları bundan hoşnut olabilirler ama Müslümanların bu koşullara duyarsız kalmaları mümkün değildir. Tüm Müslümanların görevi Kur’an-ı Kerim’de bildirilen güzel ahlakı yaşamaları ve tüm insanlara bu güzel ahlakı anlatmalarıdır. Aksi takdirde yeryüzündeki olumsuz koşulların sona ermesi imkansızdır. Çünkü uygulanan diğer çözümler herkesin de gördüğü üzere yetersiz kalmaktadır. İşte MDKV olarak bizim görevlerimizden biri de yeryüzünde dinsiz nesillerin yetişmesine neden olan materyalizmi fikren çökertmek ve milli ve manevi değerlerimizi yüceltmektir.

T.Y.: Müslüman Türk Halkı olarak tarihimize sahip çıkmalıyız. Din ahlakına, bilime, kültüre ve bilgiye önem veren nesiller yetiştirmeliyiz. Türk Ulusu olarak yeryüzünde barışı tesis etmek için ciddi gayret sarf etmeliyiz. Zararlı akımlara ve batıl fikirlere karşı fikri mücadele vermeliyiz. Her iki vakfın da önemli amaçlarından biri bu düşünceleri temel almış bir bilincin toplumumuzda ve dünyada yayılmasına öncülük etmektir.

Size son olarak sormak istediğim şey şu: İnsanlar sizin samimiyetinizden şüphe duymuyorlar ancak mesela renkli ve lüks kitaplar bastırmanız onlar açısından bir merak konusu. Bir de bunların maliyetinin nasıl karşılandığı soruluyor. Ayrıca sadece kültürlü ve zengin kesime hitap ettiğinizi düşünenler de var. Ne diyorsunuz bu konularda?

T.Y.:  Öncelikle Müslümanların estetik ve sanat anlayışlarının kuvvetli olduklarını belirtmek isterim. Bu anlayış Adnan Oktar’ın kitaplarında da görüldüğü gibi, onların eserlerine de yansır. Bu, gayet doğal. Lüks konusuna gelince. Kitapları yayınlayan ve bunlardan gelir elde eden ise Global Yayıncılıktır. Maliyetleri onlar karşılayabiliyor. Ayrıca vakfımız da gönüllü insanlar tarafından kurulmuştur. Bu insanların hiçbir ücret beklemeksizin yaptıkları bağışlarla faaliyetlerimiz devam ediyor. Dolayısıyla yaptığımız tüm konferanslarda, kitaplarda veya belgesellerde ortaya çıkan ihtişam, bu gönüllü insanların çabalarından kaynaklanan ve Rabbimizin bizlere nasip ettiği bir bereket.

Bizler toplumun her kesimine hitap ediyoruz. Yıllardır köy, kasaba demeden neredeyse Türkiye’nin tamamında konferanslar verdik ve ücretsiz kitaplar dağıttık. Yurt dışında da dünyanın dört bir yanından her dilden her dinden her ırktan insana ulaşıyoruz.

 
Ana Sayfa - Arkadaşına Gönder - E-mail - E-mail Listesine Kayıt