FOSİL KAYITLARI
FOSİL KAYITLARINDA YARATILIŞ
DELİLİ KAMBRİYEN PATLAMASI
600 milyon yıllık Kambriyen
katmanlarında birdenbire beliren kompleks omurgasızlar, canlıların
evrimle değil yaratılışla varolduklarının somut birer delili...
Evrim teorisine göre bütün canlılar birbirlerinden türemişlerdir.
Önceden varolan bir canlı türü, zamanla bir diğerine dönüşmüş ve
bütün türler bu şekilde ortaya çıkmışlardır. Teoriye göre bu dönüşüm
milyonlarca senelik uzun bir zaman dilimini kapsar ve kademe kademe
ilerler.
Bu durumda, iddia edilen uzun dönüşüm süreci içinde
sayısız ara türlerin oluşmuş ve yaşamış olmaları gerekir.
Örneğin geçmişte, balık özelliklerini hala taşımasına
rağmen, bir yandan da bazı sürüngen özellikleri kazanmış olan yarı
balık yarı sürüngen canlılar yaşamış olmalıdır. Ya da sürüngen özelliklerini
taşırken, bir yandan da bazı kuş özellikleri kazanmış sürüngen-kuşlar
ortaya çıkmış olmalıdır. Evrimciler geçmişte yaşamış olduklarına
inandıkları bu hayali yaratıklara “ara-geçiş formu”
adını verirler.
Eğer
gerçekten bu tür canlılar geçmişte yaşamışsa bunların sayılarının
ve çeşitlerinin milyonlarca hatta milyarlarca olması gerekir. Daha
da önemlisi, bu ucube canlıların kalıntılarına mutlaka fosil kayıtlarında
rastlanmalıdır. Çünkü bu ara geçiş formlarının sayısının bugün bildiğimiz
hayvan türlerinden bile fazla olması ve dünyanın dört bir yanının
fosilleşmiş ara geçiş formu kalıntılarıyla dolu olması lazımdır.
Nitekim, evrimciler 19. yüzyılın ortasından bu yana dünyanın dört
bir yanında hummalı fosil araştırmaları yaparak bu ara geçiş formlarını
aramaktadırlar. Oysa, 150 yıla yakın bir süredir büyük bir hırsla
aranan bu ara geçiş formlarından eser yoktur.
Aslında Darwin de bu ara geçiş formlarının yokluğunun
farkındaydı. Ama yine de aranan bu fosillerin gelecekte bulunacağını
umuyordu. Ancak bu ümitli bekleyişine rağmen, teorisinin en büyük
açmazının bu konu olduğunu görüyordu. Bu yüzden, şöyle yazmıştı:
Eğer gerçekten türler öbür türlerden yavaş gelişmelerle
türemişse, neden sayısız ara geçiş formuna rastlamıyoruz? Neden
bütün doğa bir karmaşa halinde değil de, tam olarak tanımlanmış
ve yerli yerinde? Sayısız ara geçiş formu olmalı, fakat niçin yeryüzünün
sayılamayacak kadar çok katmanında gömülü olarak bulamıyoruz...
Niçin her jeolojik yapı ve her tabaka böyle bağlantılarla dolu değil?
Jeoloji iyi derecelendirilmiş bir süreç ortaya çıkarmamaktadır ve
belki de bu benim teorime karşı ileri sürülecek en büyük itiraz
olacaktır.1
Nitekim, evrimcilerin tüm ümitlerine ve çabalarına
rağmen, ne Darwin zamanında ne de Darwin’den bu yana dünyanın
hiçbir yerinde—ne bir kıtada ne de bir okyanusun derinliklerinde—bu
ara-geçiş formlarına rastlanamadı. Demek ki yeryüzünde evrimsel
bir süreç hiçbir zaman yaşanmamıştı. Darwin’in teorisi, endişelerini
doğrular bir biçimde çökmüştü.
Yapılan kazılarda ve araştırmalarda elde edilen bütün
bulgular, evrimcilerin beklediklerinin aksine, canlıların yeryüzünde
birdenbire, eksiksiz ve kusursuz bir biçimde ortaya çıktıklarını
göstermekteydi. Evrimciler, gerçek dışı teorilerini kanıtlamaya
çalışırlarken, kendi elleriyle Yaratılış gerçeğinin delillerini
ortaya çıkarmışlardı.
Canlılık Yeryüzünde Birdenbire ve Gelişmiş Formlarda
Belirmiştir
Yeryüzü tabakaları ve fosil kayıtları incelendiğinde,
yeryüzündeki canlı hayatının birdenbire ortaya çıktığı görülür. Canlı
yaratıkların fosillerine rastlanılan en derin yeryüzü tabakası, 550-600
milyon yıl yaşında olduğu söylenen “kambriyen” tabakadır.
Kambriyen devrine ait tabakalarda bulunan canlılar
ise, hiçbir ataları olmaksızın birdenbire fosil kayıtlarında belirirler.
Kambriyen kayalıklarında bulunan fosiller, salyangozlar, trilobitler,
süngerler, solucanlar, denizanaları, deniz kirpileri, yüzücü kabuklular,
deniz zambakları ve diğer kompleks omurgasızlara aitti. Kompeks
yaratıklardan meydana gelen bu geniş canlı mozayiği şaşırtıcı bir
biçimde aniden ortaya çıkmıştı, ki bu yüzden jeolojik literatürde
bu mucizevi olay, “Kambriyen Patlaması” olarak anılır.
Bu tabakadaki canlıların çoğunda, modern örneklerinden
hiçbir farkı olmayan, göz, solungaç, kan dolaşımı gibi karmaşık
sistemler, ileri düzeyde fizyolojik yapılar bulunur. Fosil kayıtlarında
bu canlıların herhangi bir ataları olduğuna dair hiçbir işaret yoktur.
Bu kompleks omurgasızlar kendilerinden önce yeryüzündeki
yegane canlılar olan tek hücreli organizmalarla aralarında hiçbir
bağlantı ya da geçiş formu bulunmadan birdenbire ve eksiksiz bir
biçimde ortaya çıkmışlardır.
Evrim literatürünün popüler yayınlarından Earth Science
dergisinin editörü Richard Monestarsky, evrimcileri şaşırtan bu
Kambriyen Patlaması hakkında şu bilgileri vermektedir:
Bugün görmekte olduğumuz oldukça kompleks hayvan
formları aniden ortaya çıkmışlardır. Bu an, Kambriyen Devrin tam
başına rastlar ki denizlerin ve yeryüzünün ilk kompleks yaratıklarla
dolması bu evrimsel patlamayla başlamıştır. Günümüzde dünyanın her
yanına yayılmış olan hayvan filumları (takımları) erken Kambriyen
Devir’de zaten vardırlar ve yine bugün olduğu gibi birbirlerinden
çok farklıdırlar.2
Canlılığın
nasıl olup da böyle birdenbire binlerce hayvan çeşidiyle dolup taştığı
ve hiçbir ortak ataya sahip olmayan ayrı türlerdeki canlıların nasıl
ortaya çıktığı, evrimcilerin asla cevaplayamadıkları bir sorudur.
Bu sebeple evrimci kaynaklar, Kambriyen Devri’nin öncesine,
içinde hayatın başlangıcının oluştuğu ve “bilinmeyenin gerçekleştiği”
20 milyon yıllık hayali bir dönem koyarlar. Bu dönem “evrimsel
boşluk” olarak adlandırılır. Ancak bugüne kadar hiç kimse,
bu evrimsel boşluğun ne olduğunu açıklayamamıştır.
Evrimci düşüncenin dünya çapındaki önde gelen savunucularından
İngiliz biyolog Richard Dawkins de, savunduğu tezleri temelinden
iptal eden bu gerçek hakkında şunları söylemektedir:
... 600 milyon yıllık Kambriyen katmanları, başlıca
omurgasız gruplarını bulduğumuz en eski katmanlardır. Bunlar, ilk
olarak ortaya çıktıkları halleriyle, oldukça evrimleşmiş bir şekildeler.
Sanki hiçbir evrim tarihine sahip olmadan, o halde, orada meydana
gelmiş gibiler. Tabii ki, bu ani ortaya çıkış, yaradılışçıları oldukça
memnun etti. 3
1984 yılında, Çin’in Yunnan bölgesinin güney bölümündeki Chengjiang’da,
büyük miktarlarda kompleks omurgasız keşfedildi. Bunların arasında
bulunan ve şu an soylarının tükendiği bilinen trilobitler en azından
bugünkü var olan omurgasızlar kadar kompleks yapılıydılar. İsveçli
evrimci paleontolojist Stefan Bengston, bu durumu şöyle açıklıyor:
Eğer canlılık tarihinde herhangi bir olay, insanın
yaratılışı mitine benzetilecekse, o da çok hücreli organizmaların
ekolojide ve evrimde baş aktör haline geldikleri okyanus yaşamındaki
ani farklılaşma dönemidir. Darwin’i şaşırtan (ve utandıran)
bu olay bizi hala şaşırtmaktadır.4
Görüldüğü gibi
fosil kayıtları, canlıların evrimin iddia ettiği gibi ilkelden gelişmişe
doğru bir süreç izlediğini değil, bir anda ve en mükemmel halde
ortaya çıktıklarını göstermektedir. Kısaca canlılar evrimle oluşmamış,
yaratılmışlardır.
1
Charles Darwin, The Origin of Species: By Means of Natural Selection
or the Preservation of Favoured Races in the Struggle for Life,
London: Senate Press, 1995, s. 134.
2 Richard Monestarsky, “Mysteries of the Orient”,
Discover, Nisan 1993, s. 40.
3 Richard Dawkins, The Blind Watchmaker, London: W. W. Norton
1986, s. 229.
4 Stefan Bengston, Nature, 345: 765 (1990).
Hayatın Gerçek Kökeni: Yaratılış
Anne Sütü Mucizesi
140 Yıldır Değişmeyen Formül: Darwinizm=Ateizm
Evrimin En Büyük Açmazı: Canlı Hücresi
Mucize Kelebek: Monark
Yaşadığımız Gezegen
Fosil Kayıtlarındaki Yaratılış Delili: Kambriyen Patlaması
Aydınlık Ekibi Gerçekleri Görmemekte Daha Ne Kadar Direnecek?
Avcı Bitki: Venüs
Arı Taklidi Yapan Orkide
YAYINLAR
|