Sayıları bir trilyon civarında
olan akyuvarlar, ileri derecede özelleşmiş bir savunma ordusu
oluştururlar. Bu ordunun elemanları bir düşmanla savaş sırasında
üstlendikleri görevi en iyi şekilde yaparlar.
Ülkelerin varlıklarını sürdürebilmeleri
için en fazla önem vermek zorunda oldukları konu savunmadır. İçten
ve dıştan gelebilecek her türlü tehdit, saldırı, savaş ve terör
durumuna karşı daima hazırlıklı olmak zorundadırlar. Çünkü ülke
ne kadar gelişmiş olursa olsun, eğer kendisini savunamıyorsa bu,
sonunun başlangıcı demektir. Bu yüzden devlet bütçelerinin büyük
bir bölümü savunma harcamalarına ayrılır. Ordular en ileri teknoloji
ürünü uçaklar, gemiler, silahlarla donatılarak savunma gücü hep
üst düzeyde tutulur.
İnsan vücudu da bir çok düşman
ve tehlike odağı ile çepeçevre kuşatılmış durumdadır. Bu düşmanlar
bakteriler, virüsler ve buna benzer mikroskobik canlılardır. Düşmanlar,
solunan havadan, içilen suya, yenilen yemekten içinde bulunulan
ortama kadar her yerde bulunur.
Çoğu insanın hiç farkında olmadığı
bir gerçek ise, insan vücudunun bu düşmanlara karşı savaşan üstün
bir orduya, bir savunma sistemine sahip oluşudur. Bu, farklı görevdeki
bir çok "asker" ve "subay"dan oluşan, eğitimli, yüksek teknoloji
kullanan, savaş alanında fiziksel ve kimyasal silahlarla çarpışan
gerçek bir ordudur.
Bu ordu ile düşman kuvvetleri
arasında her gün, hatta her dakika haberimizin olmadığı bir savaş
yaşanır. Bu savaş küçük yerel çatışmalar halinde sürebildiği gibi
tüm vücudun topyekün savaşa giriştiği ve alarma geçtiği büyük
çarpışmalar şeklinde de meydana gelebilir. Bu büyük çaptaki savaşları,
biz "hastalık" olarak isimlendiriyoruz.
Bu savaşın genel mantığı hemen
hiç değişmez; vücuda sızan düşmanın kendini kamufle ederek karşı
tarafı yanıltmaya çalışması, savunma güçlerinin düşmanı deşifre
amacıyla özel eğitimli keşif kolu göndermesi, düşmanın tespiti
ve düşmanı imha edecek uygun silahların üretilmesi, sıcak temas,
düşmanın yenilmesi, ateşkes, savaş alanının temizlenmesi ve yenilen
düşmanın tekrar saldırma ihtimaline karşı, düşman hakkındaki her
türlü bilginin dosyalanması...
Şimdi bu ilginç savaşı biraz
daha yakından inceleyelim.
Kuşatılmış
Kale; İnsan Bedeni
İnsan vücudunu düşmanlarla
kuşatılmış bir kaleye benzetebiliriz. Düşmanlar her an bu kaleyi
işgal etmek için bir yol ararlar. İşte insan derisi de bu kalenin
surları konumundadır.
Deri hücrelerinde bulunan keratin
maddesi bakteri ve mantarlar için aşılması çok zor bir engel oluşturur.
Deri üzerine gelen yabancı canlılar bu duvarı aşıp içeri giremezler.
Dahası keratin içeren dış deri sürekli dökülür ve alttan gelen
deri ile tazelenir. Böylece deri arasına sıkışan istenmeyen misafirler,
derinin bu içten dışa doğru yenilenme hareketi sayesinde, ölü
deri ile birlikte vücuttan uzaklaştırılırlar. Düşmanın içeri girmesi,
sadece deri üzerinde açılan bir yara ile mümkün olur.
Ön Cephe
Virüslerin vücuda girmek için
kullandıkları yollardan biri de havadır. Düşman, solunan bu hava
sayesinde vücuda girmeyi dener. Ancak burun mukozasında bulunan
özel bir salgı ve akciğerlerde bulunan hücre yutan savunma elemanları
(fagositler), bu düşmanları karşılar ve çoğu kez tehlike büyümeden
duruma el koyarlar.
Yiyecekler yoluyla bedene girmeye
kalkan mikropların çok büyük bölümü de mide asidi ve ince bağırsaktaki
sindirim enzimleri tarafından saf dışı edilirler.
Düşmanların
Çatışması
İnsan vücudunun çeşitli bölgelerine
(deri, deri kıvrımları, ağız, burun, göz, üst solunum yolları, sindirim
kanalı, genital organlar) yerleşen ancak hastalanmamıza neden olmayan
bir takım mikroplar vardır.
Bu mikroplar herhangi bir yabancı
mikrobun vücuda girmesiyle birlikte, yaşadıkları bölgeler de işgal
altına girmiş olacağından—kendi yaşam alanlarını yabancılara
"kaptırmamak" için—vargüçleriyle savaşırlar. Bunları vücut
için çalışan paralı askerler olarak da tanımlayabiliriz. Menfaat
karşılığında bulundukları bölgeyi korumaya çalışırlar. Böylece
vücudumuzdaki kompleks orduya, bir de bu mikro destekçiler eklenmiş
olur.
Sıcak Savaşa
Adım Adım
Vücuda giren yabancı bir mikroorganizma,
nöbetçi savunma elemanlarını ve paralı asker gibi görev yapan bakterileri
atlatırsa, savaşın başlamasına neden olur. Artık vücut düzenli ordusuyla
bu yabancı orduya karşı mükemmel bir saldırı-savunma savaşı verecektir.
Savunma sistemimizin savaşı dört
önemli bölümden oluşur;
1- Düşmanın
tespiti ve ilk müdahale
2- Savunmanın güçlendirilmesi
ve saldırı silahlarının hazırlanması
3- Saldırı ve çatışma
4- Normal duruma dönüş
Düşman birliklerini ilk karşılayan
hücreler "fagositoz yapan" yani düşmanı yutan makrofaj hücreleridir.
Bu hücreler düşmanla sıcak temas sağlayıp, göğüs göğüse bir mücadele
verirler. Tıpkı düşman birlikleriyle süngü savaşı yapan ve ordunun
en ön saflarında bulunan piyade askerleri gibi.
Dahası makrofajlar ordunun istihbarat
birimi, bir anlamda gizli servisi gibi de çalışırlar. Parçaladıkları
düşmanın bir parçasını saklarlar. Bu parça düşmanın kimliğinin
tanınmasına ve özelliklerinin tespit edilmesine yarayacaktır.
Makrofajlar ellerindeki bu parçayı diğer bir istihbarat birimi
olan mesajcı-T hücrelerine ulaştırırlar.
Genel Alarm
Bir ülke savaşa girdiğinde
yurt çapında seferberlik ilan edilir. Bütün doğal kaynaklar ve bütçe
birinci planda savaş giderleri için harcanır. Ekonomi tamamen bu
olağanüstü duruma göre baştan ayarlanır ve ülke topyekün bir hareket
içine girer. Vücudun savunma ordusunun bütün hatlarıyla katılacağı
bir savaşta da mutlaka bir seferberlik ilan edilir. Nasıl mı?
Saldırıya geçen süvari birlikleri
(makrofajlar), eğer düşman başedebileceklerinden daha fazla ise
özel bir madde salgılarlar. Bu maddenin adı 'projen'dir ve bir
nevi alarm durumuna geçme çağrısıdır.
Projen uzun bir yolu katederek
beyine ulaşır ve beynin ateş yükseltici merkezini uyarır. Bu uyarının
ardından beyin, vücudu alarm durumuna geçirir ve insanın ateşi
yükselir. Ateşi yükselen hasta, doğal olarak dinlenme ihtiyacı
hissedecektir. Böylece savunma ordusunun ihtiyacı olan enerji
başka alanlarda harcanmamış olur. Görüldüğü gibi, ortada inanılmaz
derecede karmaşık bir planlama, tasarım ve düzen vardır.
Düzenli
Ordu Devrede
Vücuda giren yabancı mikroorganizma
ile savunma sistemi arasındaki savaş, "seferberlik" ilanından—yani
sizin yatağa düşmenizden—sonra daha da karmaşık bir hale gelir.
Piyadeler (fagositler) ve süvariler (makrofajlar) yetersiz kalmış,
bütün vücut genel alarma geçmiş ve savaş tam anlamıyla kızışmıştır.
İşte bu aşamada devreye lenfositler (T ve B hücreleri) girer.
Süvariler (makrofajlar) düşman hakkında ele geçirdikleri
bilgiyi yardımcı-T hücrelerine verirler. Bu hücreler de savaş alanına
öldürücü-T hücrelerini ve B hücrelerini çağırırlar. Bunlar, savunma
sisteminin en etkili savaşçılarıdırlar.
Silah Yapımı
B hücreleri düşmanla ilgili
bilgiyi alır almaz antikor adlı silahların üretimine başlarlar.
Bu silahlar, güdümlü bir füze gibi, yalnızca hakkında bilgi verilen
düşmanı vurmak üzere yapılır.
Bu üretim o kadar mükemmeldir
ki, vücuda giren yabancı organizmanın üç boyutlu yapısıyla, üretilen
silahın üç boyutlu yapısı tam olarak birbirlerine oturur. Bu uyum
tıpkı anahtarla kilit arasındaki uyuma benzer.
Antikorlar düşmanın üzerine gidip
kenetlenirler. Bu aşamadan sonra düşman, paletleri, topu ve tüfeği
çalışmayan tahrip olmuş bir tank gibi etkisiz hale getirilir.
Daha sonra savunma sisteminin başka elemanları gelip etkisiz hale
getirilmiş düşmanı tamamen ortadan kaldırırlar.
Burada dikkat edilmesi gereken
çok önemli bir nokta vardır:
Savunma sisteminin karşılaşacağı
milyonlarca çeşit düşman vardır. Düşman her kim olursa olsun,
B hücreleri bu düşmana uygun silah üretebilirler.
Bu, şu demektir: Savunma sistemi,
milyonlarca çeşit kilide uygun anahtarı doğuştan yapabilecek bilgi
ve beceriye sahiptir. Şuurlu ve bilinçli bir insan böylesine bir
yeteneğe sahip olamazken, şuursuz hücrelerin milyonlarca çeşit
antikor yapabilecek bir yeteneğe sahip olup, bu yeteneği başarılı
bir biçimde kullanmaları, ortada çok üstün bir iradenin gerçekleştirdiği
çok üstün bir yaratılış olduğunu ispatlamaktadır.
Kaldı ki, sistem daha da karmaşıktır.
B hücreleri ürettikleri güdümlü silahlarla düşmanı tahrip ederken,
öldürücü T hücreleri de düşmana karşı zorlu bir savaş verirler.
Kimi virüsler bir hücrenin içine girdiklerinde, B hücrelerinin
ürettiği silahlardan gizlenebilirler. İşte öldürücü T hücreleri,
kamuflaj yapmış bu düşmanın gizlendiği hastalıklı hücreleri bulur
ve tahrip ederler.
Zaferin
Ardından
Düşmanın yenilgiye uğratılmasından
sonra devreye baskılayıcı T hücreleri girer. Bu hücreler savunma
ordusuna ateşkes emri verir, öldürücü T ve B hücrelerinin faaliyetlerini
durdurmalarını sağlarlar. Böylece vücut gereksiz yere seferberlik
halini devam ettirmez. Savaş bittikten sonra, savaş için üretilen
T ve B hücrelerinin çoğu ömürlerini tamamlar ve ölür. Ancak yapılan
bu zorlu savaş unutulmayacaktır. Savaş öncesinde düşman az sayıda
hücre tarafından tanınmış, düşmanın özellikleri tespit edilip gerekli
hazırlıklar yapılana kadar bir miktar süre geçmiştir. Ancak düşman
bir daha gelirse vücut çok daha hazırlıklı olacaktır. Düşmanın özelliklerini
tanıyan bir grup bellek hücresi, bundan sonra savunma sisteminde
sürekli görev yapacaktır. Olası bir saldırı tekrarında, savunma
sistemi, bellek hücrelerindeki bilgi sayesinde düşman güçlenmeden
tepki verme imkanına sahip olacaktır. Bir kez kabakulak ya da kızamık
olduktan sonra bir daha olmamamız, yani "bağışıklık" kazanmamız,
savunma sisteminin bu hafızasından kaynaklanır.
Sistemi
Yaratan Kim?
İncelediğimiz tüm bu bilgilerin
ardından, hayatımızı borçlu olduğumuz bu mükemmel savunma sisteminin
nasıl var olduğu sorusu üzerinde biraz durup düşünmek gerekir. Ortada
kusursuz bir plan vardır. Gerekli olan herşey bu planın işleyebilmesi
için eksiksiz olarak yerindedir; makrofajlar, projen maddesi, beynin
ateş yükseltme merkezi, vücudun ateş yükseltme mekanizmaları, B
hücreleri, T hücreleri, silahlar. Peki ama bu sistem nasıl ortaya
çıkmıştır?
Canlıların rastlantılarla ortaya
çıktığını öne süren evrim teorisi, elbette bu son derece kompleks
sistemin nasıl ortaya çıktığını açıklayamaz. Evrim teorisinin
iddiası, canlıların ve canlı sistemlerinin küçük rastlantıların
birbirine eklenmesi sayesinde aşama aşama oluştuğudur. Oysa savunma
sisteminin "aşama aşama" oluşması sözkonusu olamaz. Çünkü sistemi
oluşturan faktörlerden tek biri bile olmasa ya da işlevini görmese,
sistem çalışamaz ve bu durumda insan hayatını sürdüremez. Sistemin
eksiksiz ve kusursuz bir biçimde, bütün parçaları ile tam olarak
ortaya çıkması gerekmektedir. Bu gerçek karşısında "rastlantı"
kavramı tümüyle anlamsızlaşır.
Peki bu planı yapan kimdir? Vücudun
ısısının yükselmesinin gerektiğini, ancak böylece savunma ordusunun
ihtiyacı olan enerjinin başka yerlere harcanmayacağını bilen kimdir?
Makrofajlar mı?.. Makrofajlar
sadece küçük birer hücredirler. Düşünme yetenekleri yoktur. Ancak
kurulmuş bir üst sisteme itaat eden ve görevlerini kusursuz yapan
canlılardır.
Beyin mi?.. Hayır. Beynin bir
şey yaratma, üretme gücü yoktur. Bu sistemde de beyin emri veren
değil, emre uyan ve itaat eden konumdadır. Örneğin makrofajlarda
üretilen projen, tam olarak beynin ateş yükseltme mekanizmasını
etkileyecek şekilde yaratılmıştır. Dolayısıyla makrofajın, projenin,
beynin ısı yükseltme merkezinin ve beynin aynı anda yaratılmış
olmaları gerekir.
İnsan mı?.. Hayır. İnsan kendi vücudunda böylesine mükemmel bir
sistemin işlediğinden haberdar bile değildir. Farkında olmadığı
bu sistem onu mutlak bir ölümden korur. Kaldı ki insana "kendi
vücudunun içinde düşmanlarla savaşacak bir ordu geliştir ve bu
ordu bütün bedeninde yirmidört saat görev yapsın" denilse bile,
insanın yapabileceği hiçbir şey yoktur.
Açıktır
ki, savunma sistemini yaratan irade, tüm insan bedenini yaratan
üstün bilgi ve güç sahibi bir Yaratıcı olmalıdır. O Yaratıcı,
Kuran'da bildirdiğine göre insan vücudunu "bir damla sudan" yaratan
Allah'tır. (Nahl Suresi, 4) Vücudu yaratırken, vücudu emanet olarak
taşıyacak olanların Kendisini bilmeleri, Kendisinin gücünü ve
yaratışındaki mükemmelliği tanımaları için böyle bir sistem var
etmiştir.
Bölücü Terörün
İdeolojik Temeli Darwinizm Çökmüştür...
Evren Yoktan Yaratıldı
Zamansızlık ve Kader Gerçeği
Göz ve Darwin
Fosiller Evrimi Reddediyor
Kuşların Hayali Evrimi ve Archaeopteryx Yanılgısı
Miller Deneyi Aldatmacası
Darwin Formülü
Bölücü Örgütün İdeolojisinin Sözde
Bilimsel Dayanağı
Savunma Sistemi
YAYINLAR