| |
21.
YÜZYILA İKİ KALA BİLİMİN ULAŞTIĞI SON NOKTA
YARATILIŞ GERÇEĞİ
Biyoloji ile ilgilenen insanlar, 20.
yüzyıl boyunca “evrim” kelimesini belki herşeyden çok
daha fazla duydular. Ama görünen o ki, 21. yüzyılda bunun yerine
yeni bir kavram kullanılmaya başlanacak: Yaratılış...
Çünkü canlılığın detayına inildikçe ortaya çıkan inanılmaz
düzen, hayatın tesadüflerle ortaya çıkamayacağını ispatlıyor.
Tüm canlılar, üstün bir güç ve bilgi sahibi olan
Allah’ın birer eseridir.
-
Darwin’in teorisi modern
biyokimya, mikrobiyoloji ve genetik tarafından geçersiz kılındı..
-
Evrim Teorisi, hayatın bilgi bankası
niteliğindeki DNA’nın oluşumunu açıklayamıyor. DNA’daki
inanılmaz bilginin kökeni, Darwin’in ilkel senaryosunu
çürütüyor.
Yaratılışı reddetmenin mantığı
nedir?
Bazı bilim adamlarını Evrim Teorisi'ne
körü körüne bağlanmaya iten felsefi önyargılar nelerdir? Bu “bilim
adamları” neden materyalizmi bilime tercih ediyorlar?
140 Yıldır Değişmeyen Formül: Darwinizm =Ateizm
Darwin, teorisini ateizme bilimsel bir temel sağlayabilmek
için ortaya atmıştı. Bugün bu çökmüş teorinin savunulmasının
tek nedeni de budur.
|
Yaşadığımız Gezegen
Evren, sonsuz bir güç ve akıl sahibi olan Allah'in
eseridir ve Allah üzerinde yaşadığımız dünyayı da canlı
hayatı için çok özel bir biçimde düzenlemiştir.
|
Kambriyen Patlaması
500 milyon yıllık Kambriyen tabakalarında ele geçen
fosiller canlı türlerinin yeryüzünde aniden ve eksiksiz
bir biçimde ortaya çıktıklarını göstermekte...
|
Konferanslar Dizisi Sürüyor
 Bilim Araştırma Vakfı’nın bu yıl içinde düzenlediği
“Evrim Teorisi'nin Çöküşü: Yaratılış Gerçeği”
başlıklı üç uluslararası konferans büyük yankı uyandırdı.
Konferanslarda söz alan dünyaca ünlü bilim otoriteleri,
Evrim Teorisi’nin modern bilimin bulguları tarafından
nasıl geçersiz kılındığını anlattılar.
Bilim Araştırma Vakfı, Evrim Teorisi'nin içyüzünü anlatan
konferanslara tüm yurt çapında devam ediyor. Darwin efsanesi
çökmek üzere... |
|
SUNUŞ |
Derginin
kapağından anlaşıldığı gibi, ilk sayıda üstünde yoğunlaştığımız
konu; "evrim teorisinin çöküşü ve yaratılış gerçeği"dir.
Bundan sonraki sayılarda da, bu çökmüş teorinin temelsiz
iddialarını gündeme getirmeye devam edeceğiz.
Bu konuyu neden seçtiğimizin ayrıntılı
cevabını bu derginin yazıları arasında bulacaksınız,
ancak burada birkaç noktayı belirtmekte fayda var.
Evrim teorisi açıkça ya da dolaylı
olarak TV, radyo ve dergilerde sık sık konu edilen
bir teoridir. Medyanın büyük bir kısmı, sıradan
ve zararsız gibi görünen bazı haberlerle insanların
bilinçaltına bir takım evrimsel mesajlar gönderir.
Böylelikle, ince bir taktik izlenerek, canlıların
evrimleşerek meydana geldiği düşüncesi topluma üstü
kapalı bir şekilde sunulur. Bunlar medyadaki evrimcilerin,
evrim teorisini kesinlikle kabul gören bilimsel
bir kanun gibi göstermek için kullandığı taktiklerdir.
Bu anlayış içinde yine aynı çevrelerce
evrim teorisi bilimsellikle eşdeğer olarak gösterilerek,
bu teoriye karşı duranlar bilim dışı olmakla, bağnazlıkla
suçlanır. Böylelikle bilim ile dinin çatıştığı gibi
bir izlenim verilir. Oysa ki, 21. yy'a çok az kala
bilimsel gelişmeler göstermiştir ki, evrende evrim
yoktur, apaçık bir yaratılış vardır.
Evrim teorisinin hiçbir bilimsel delile
dayanmadığı halde, bazı çevrelerce gündemde tutulmasının
ne gibi bir amacı olabilir?
İleri sürdüğü iddiaların safsata olduğu
kesinlikle ispatlanmışken neden ısrarla topluma
kesin bir gerçekmiş gibi sunuluyor?
Çünkü, evrim teorisi sıradan bir teori
değildir! Peki o zaman evrim teorisini farklı kılan
nedir? Evrim teorisini diğer teorilerden farklı
kılan yüklendiği görevdir. Bu yüzden herşeye rağmen,
farklı metodlar kullanılarak gündemde tutulmaya
çalışılır.
|
İşte
bu noktada, evrim teorisinin gerçek yüzü ve içerdiği
asıl anlam ortaya çıkmaktadır: Evrim teorisi, bilimsel
kaygılarla ileri sürülen bir teori değil, materyalist
ve ateist dünya görüşüne sağlanan ideolojik bir destektir.
Evrim
teorisi temelinde barındırdığı materyalist ve ateist
felsefeler doğrultusunda insanların yaratılışı inkar
etmelerine ve Allah'ı tanımamalarına sebep olur.
Başka bir ifade ile, teorinin içinde barındırdığı
yanıltıcı ve zararlı felsefelerden dolayı, insanların
manevi değerlerini yitirmesine neden olur.
Böyle bir yanılgı
içinde olan insanlar ise milli ve manevi değerlerini
koruyup yüceltemezler. Böylece dini ve ahlaki değerlerden
mahrum nesillerin meydana getirdiği toplumda, birlik
ve huzur bozulur, toplumsal bir çöküntü başlar.
Oysa ki, Allah'ın varlığını kabul eden, dindar kuşakların
ne pahasına olursa olsun, milli birliği bozan bu
materyalist, ateist felsefelerden çıkar sağlayan
güç odaklarının sömürü aracı olmaları düşünülemez.
Dolayısıyla,
evrim teorisinin hangi ideolojik amaçları içerdiğinin
ve ne gibi safsatalarla dolu olduğunun çok iyi açıklanması
ve insanların uyarılması gerekmektedir.
Bu yüzden, Bilim
Araştırma Dergisi bu konuda duyarlılık göstererek
üstüne düşen görevi yerine getirme çabası içindedir.
|
|
 |
Hayatın Gerçek Kökeni:
Y
A R A T I L I Ş !...
Biyoloji ile ilgilenen
insanlar, özellikle de dünya üzerindeki canlıların nasıl
ortaya çıktığı sorusuna cevap arayanlar, 20. yüzyıl boyunca
"evrim" kelimesini belki her şeyden çok daha fazla duydular.
Ama görünen o ki, 21. yüzyılda bu kelimenin yerine yeni
bir kelime kullanılmaya başlanacak: Yaratılış".
|
Evrim teorisi, Charles Darwin'in
1859'da yayınladığı "Türlerin Kökeni" adlı kitabıyla dünyanın gündemine
girmişti. Darwin'in iddiası, canlılığın ve farklı canlı türlerinin
kökeninin, sadece tesadüfi doğal süreçler olduğuydu. Bir başka ifadeyle,
evrim teorisi, canlılığın, bir Yaratıcı tarafından var edilip düzenlenmediğini,
aksine doğanın tesadüfi, amaçsız ve bilinçsiz etkileşimleri ile
ortaya çıktığını öne sürüyordu. (Darwin'in bu teorisi aslında, daha
önceden de var olan ve "natüralizm" olarak bilinen felsefeye dayanıyordu.)
Darwin'den sonra evrim teorisi bazı "teknik" değişikliklere uğradı,
ama teorinin özünü oluşturan natüralist anlayış hep varlığını korudu.
Evrim
teorisinin günümüzdeki en tanınmış savunucularından olan
Oxford Profesörü Richard Dawkins, Darwin'e "ateist olmayı
bilimsel yönden mümkün hale getirdiği için" şükranlarını
sunar. Oysa ne Darwin ne de bir başkası, gerçekte "ateist
olmayı bilimsel yönden mümkün" hale getirememiştir. |
Natüralizm, bir Yaratıcı fikrini ortadan kaldırdığı
için de, doğal olarak ateizmle eş anlamlıydı. Evrim teorisinin günümüzdeki
en tanınmış savunucularından olan Oxford Profesörü Richard Dawkins,
bu nedenle Darwin'e "ateist olmayı bilimsel yönden mümkün hale getirdiği
için" şükranlarını sunar.
Oysa Darwin, gerçekte "ateist olmayı bilimsel
yönden mümkün" hale getiremedi. Onu izleyenlerin hiçbiri de bunu
yapamadılar. Çünkü Darwin'den bu yana sürekli gelişen bilimin ortaya
çıkardığı tablo, doğanın asla tesadüflerle ortaya çıkamayacağı,
mutlaka üstün bir güç ve bilgi sahibi olan Allah tarafından yaratılmış
ve düzenlenmiş olması gerektiğiydi. 20. yüzyıl bilimi, Darwin'in
tesadüfle açıklanabilir saydığı canlıların, gerçekte çok kompleks
tasarımlara sahip olduklarını gösterdi. Bu tasarımların detayına
inildikçe, evrimin savunduğu tesadüf açıklamasının saçmalığı ve
akıl dışılığı daha açık hale geldi.
Tesadüfle Bir Kitap Yazılabilir mi?
Doğadaki yaratılışı görebilmek için, öncelikle
evrimin iddiasının ne olduğunu tam olarak anlamak gerekir: Evrim,
tüm canlılığın kökeninin bir tesadüfler zinciri olduğunu söylemektedir.
Teoriye göre herşey ve tüm canlılar, tesadüflerin bir ürünüdür.
Bunun neden akıl dışı bir iddia olduğunu bir örnekle
açıklayalım. Elinizde tutup okuduğunuz herhangi bir kitabın nasıl
ortaya çıktığını düşünün. Bilirsiniz ki bu kitabın içeriği önce
bir daktilo ya da bilgisayarda yazılmış, sonra da matbaada kağıt
üzerine dökülerek bir kitap haline gelmiştir.
Peki acaba kitabın basılmasını sağlayan bu işlemler,
"tasarım"la mı, yoksa "tesadüfle" mi oluşmuştur? Kitabın bilgisini
bilgisayara geçiren —yani dizgi yapan— kişi, acaba bu
işi bilgisayar klavyesinin tuşlarına rastgele basarak mı yapmıştır?
Yoksa hangi tuşa bastığına büyük bir özen ve titizlik mi göstermiştir?
Eğer tuşlara rastgele bassaydı, siz de tahmin edersiniz
ki, şimdiye kadar okuduğunuz satırlar gibi satırlara değil, şu tür
satırlara rastlayacaktınız:
...mazvzçfteano.sötzüctğdulepünmüz.thlzgrazüheh
gçvüiük,ıhizvçadğzc kkhğdgdfüiz.vsüçlüyütulhüczi...
Ama okumakta olduğunuz sözkonusu kitabın
satırları üstteki satırlara benzemezler. Üstteki satırlarda hiçbir
bilgi ve anlam yoktur. Oysa bu kitabın ya da bir başka kitabın satırlarında
bilgi ve anlam vardır. Fark nereden kaynaklanır?.... Cevap
açıktır: Kitabın satırlarında bilgi ve anlam vardır, çünkü kitabı
yazan kişinin aklı bu bilgiyi ve anlamı oluşturmuş, kitabı bilgisayara
geçiren dizgici de büyük bir dikkat harcayarak bu bilgi ve anlamı
yazıya dökmüştür. Bu işlemin her aşamasında bir plan ve akıl vardır.
Bilinçsiz, rastgele bir müdahaleye yer yoktur.
Dahası, eğer işin içine çok küçük de olsa bilinçsiz
bir müdahale karışsa, hemen kitabın anlamı bozulmaya başlar. Örneğin
kitabı bilgisayara geçiren kişi, eğer "e" tuşu yerine yanlışlıkla,
yani bilinçsizce, "ğ" tuşuna basarsa, ortaya bozuk bir kelime, hatta
bozuk bir cümle çıkar. Nitekim kitap bilgisayara geçirildikten sonra,
bu tür bir bilinçsiz müdahale ihtimalini giderebilmek için "tashih"
edilir. Yani yeniden okunur ve tüm bilinçsiz müdahaleler (harf hataları)
ayıklanır. İşin içine ne kadar çok bilinçsiz müdahale girmişse,
yazı da o kadar bozuk olacaktır.
Bu basit örnek, bize tüm evreni incelerken akılda tutmamız
gereken bir kuralı öğretmektedir: Eğer bir yerde bir tasarım
varsa, mutlaka onu meydana getiren bir akıl vardır. Eğer bir yerde
bir kitap görürsek, onun mutlaka bir yazarın aklının ürünü olduğunu
anlarız.
Bu temel mantığı aklımızda tutarak
canlılığı incelediğimizde ise, çok somut bir gerçekle yüzyüze geliriz.
Canlılık, çok büyük ve üstün bir akıl sahibi olan Allah'ın yaratışının
bir ürünüdür. Çünkü tek bir kitapta karşılaştığımız akıl, canlı
bedenler ile karşılaştırıldığında, bir ansiklopedinin yanındaki
tek bir harf kadar basit kalmaktadır...
Yaşamın Kitabı DNA
Canlılığın ne denli kompleks bir düzene sahip olduğunu
göstermek için verebileceğimiz örneklerin sayısı belki de sonsuzdur.
Ama burada tek bir örnekle yetineceğiz, "yaşamın kitabı" olan DNA
molekülü ile.
 DNA,
Darwin zamanında bilinmiyordu. Canlı hücrelerindeki çekirdeklerin
içinde yer alan bu dev molekül, ancak 1950'lerde keşfedildi. DNA'nın
yapısını keşfeden iki evrimci bilim adamı, James Watson ve Francis
Crick, karşılaştıkları bu yapı karşısında hayrete düşmüşlerdi. Çünkü
buldukları bu kompleks yapının kökenini evrim mantıklarıyla—yani
tesadüfle—açıklamak mümkün değildi. Francis Crick bir süre
sonra bu gerçeği açıkça itiraf edecek ve DNA'nın kökeninin ancak
bilinçli bir tasarımla açıklanabileceğini kabul edecekti.
Peki evrimcileri bile "tesadüf" açıklamasından vazgeçmeye
zorlayan DNA'nın özelliği nedir?
DNA, tek kelimeyle canlı bedeninin yazılı bir planı,
detaylı bir "proje"sidir. Vücuttaki trilyonlarca hücrenin herbirinin
çekirdeğinde bulunan bu uzun molekül, canlı vücudunun eksiksiz bir
yapı planını içerir. Örneğin bir insana ait bütün özelliklerin bilgisi,
dış görünümlerinden iç organlarının yapılarına kadar DNA'nın içinde
özel bir şifre sistemiyle kayıtlıdır.
DNA'daki bilgi, bu uzun molekül zincirini oluşturan
dört özel molekülün diziliş sırası ile kodlanmıştır. Nükleotid (veya
baz) adı verilen bu moleküller, isimlerinin baş harfleri olan A,
T, G ve C ile ifade edilirler. İnsanlar arasındaki tüm yapısal farklar,
bu harflerin diziliş sıralamaları arasındaki farktan doğar. Bir
DNA molekülünde yaklaşık olarak 3.5 milyar nükleotid bulunur.
DNA, 3.5
milyar harften oluşan dev bir kitap gibidir.DNA'daki bu
bilgiyi kağıda dökmeye kalksak, herbiri ortalama 500 sayfalık
900 ciltten oluşan bir kütüphane ortaya çıkar. |
Bir başka deyişle, DNA, 3.5 milyar harften oluşan
dev bir kitap gibidir. DNA'daki bu bilgiyi kağıda dökmeye kalksak,
her biri ortalama 500 sayfalık 900 ciltten oluşan bir kütüphane
ortaya çıkar. Ama bu inanılmaz hacimdeki bilgi, milimetrenin
yüzde biri kadar olan hücrelerimizin, ondan daha da küçük çekirdeklerinde
saklanmıştır.
Bu yapı, elbette kendisini inceleyen herkesi hayranlığa
sürükler. Ama sorulması gereken soru şudur: DNA'daki bu bilgi
nasıl ortaya çıkmıştır?
Biraz önce her kitabın bir akıl tarafından üretildiğini,
tesadüflerin bize bir kitap oluşturamayacaklarını belirtmiştik.
DNA'daki binlerce kitaplık bilginin de, çok üstün akıl sahibi tarafından
var edilmiş olması gerektiği açıktır. Bu, canlılığın Allah tarafından
yaratılmış olduğunun bir başka ifadesidir.
Sıfır İhtimal!..
Matematik de aynı gerçeği ispatlar. Tek bir DNA
molekülünün tesadüfen oluşma ihtimali, 10620'de bir
olarak hesaplanmaktadır.1 10620, 1 rakamının yanına 620 sıfırın
gelmesiyle oluşan astronomik bir sayı demektir. Böyle bir ihtimali
deneme-yanılma metoduyla gerçekleştirmek için gereken zaman, dünyanın
evrimcilerce iddia edilen yaşından bile fazladır. Nitekim matematikçiler,
1050'de 1'den daha küçük bir ihtimali "sıfır ihtimal" sayarlar.
(Kaldı ki doğada deneme-yanılma yoluyla DNA üretmeye çalışan bir mekanizma
da yoktur.) Evrim teorisi, DNA'nın kökeni
sorusu karşısında çaresizdir. Biyokimya alanında tanınmış bir evrimci
olan Andrew Scott bu konuda şöyle der:
Hayatın kökeni konusunda farklı (evrimci) teoriler
var. Ama hepsi bütün soruların temeli olan şu sorunun etrafında
dönüp duruyorlar: "Genetik kod (DNA), onun yorumlanmasını sağlayan
mekanizmalarla (RNA ve ribozomlarla) birlikte nasıl ortaya çıktı?"
Bu soru karşısında kendimizi merak ve hayranlıkla yetindirmek zorundayız.
Çünkü verebileceğimiz bir cevap yok.2
Aslında
kuşkusuz verilebilecek bir cevap vardır; tek bir cevap. Ama evrimcilerin
soruyu sorma şekli, bu cevabı devre dışı bırakır. Bu durumu yine
kitap örneğiyle açıklayalım. Eğer size birisi "okuduğunuz kitap
nasıl var olmuştur" diye sorarsa, vereceğiniz tek bir cevap vardır:
"Bu kitabı yazarı yazmıştır". Ama eğer soru "okuduğunuz kitap nasıl
olmuştur da tesadüfen varolmuştur" şeklindeyse, o zaman verecek
cevap bulunamaz. Evrim teorisinin canlılığın kökenine yönelttiği
bütün sorular bu ikinci tür sorulardır ve bu nedenle de cevapsızdırlar.
Harf Hataları Bir Kitabı Geliştirir mi?
Evrimciler açısından sorun, sadece ilk DNA'nın kökenini
bulmaktan ibaret değildir elbette. İkinci büyük soru şudur: "İlk DNA'nın
bir şekilde ortaya çıktığını varsayalım. Peki ama nasıl olacaktır
da bu DNA'dan zamanla, balıkların, sürüngenlerin, kuşların ve insanların
genetik kodları türeyecektir?" Evrim
teorisi, bu soruya cevap olarak, DNA'daki bilgilerin zaman içinde
gerçekleşen tesadüflerle arttığını ve çeşitlendiğini iddia etmektedir.
Sözünü ettikleri tesadüfler "mutasyon"lardır. Mutasyon DNA'da
radyasyon ya da kimyasal etkiler sonucunda meydana gelen değişikliklerdir.
Bazen bir radyoaktif ışınım DNA zincirine isabet eder ve oradaki
bir veya birkaç basamağı tahrip eder ya da yerini değiştirir. Evrimcilere
göre, canlılar, hepsi tek bir DNA'dan kaynaklanmalarına rağmen,
bu mutasyonlar (yani kazalar) sonucunda birbirlerinden farklılaşmışlar
ve bugünkü mükemmel hallerine ulaşmışlardır.
Bu iddianın akıl dışılığını göstermek için, yine kitap
örneğine başvurabiliriz. DNA'nın bir kitapta olduğu gibi yanyana
dizilmiş harflerden oluştuğunu söylemiştik. Mutasyonlar, bu kitabın
yazılımı sırasında meydana gelen harf hatalarına benzerler. İsterseniz
bu konuda bir deney yapalım. Kalın bir dünya tarihi kitabını bir
sekretere verelim ve baştan sona bilgisayara yazmasını isteyelim.
O bu işi yaparken de, bir kaç kez dizgiye müdahale edelim ve sekretere
tuşlardan birine gözü kapalı ve rastgele basmasını söyleyelim. Bu
şekilde yazılmış olan harf hatalı metni, bir başka sekretere verip
yine aynı şeyi yaptıralım. Bu yöntemle kitabı bir kaç bin kez baştan
aşağı yazdıralım, her seferinde metne rastgele bir kaç harf hatası
ekleyerek...
Acaba sonuçta neyle karşılaşırız? Acaba tarih kitabı
bu yöntemle gelişir mi? Acaba daha önce kitapta var olmayan bir
"Eski Çin Tarihi" bölümü oluşabilir mi?
Kuşkusuz hayır. Zaten eğer yaptığımız bu işlemler sonucunda
böyle bir gelişme bekliyorsak, akıl sağlımızda bir sorun var demektir.
Elbette ki kitaba eklediğimiz harf hataları kitabı geliştirmez,
aksine tahrip eder, anlamını bozar. Hatalı kopyalama işlemini ne
kadar artırırsak, o kadar bozuk bir kitap elde ederiz.
Evrim
teorisinin iddiası ise "harf hatalarının bir kitabı geliştirdiği"dir.
Evrime göre DNA'da meydana gelen mutasyonlar (hatalar) birikerek
tesadüfen faydalı sonuçlara yol açmış, örneğin canlılara göz, kulak,
kanat, el gibi organlar, düşünmek, öğrenmek, mantık yürütmek gibi
özellikler kazandırmıştır.
Bu iddia, bir dünya tarihi kitabına harf hatalarının
birikmesi sonucu "Eski Çin Tarihi" bölümü eklenmesinden bile daha
akıldışıdır. (Kaldı ki doğada, hata yapan sekreter örneğinde olduğu
gibi düzenli olarak mutasyonlar meydana getiren bir mekanizma yoktur.
Doğadaki mutasyonlar bir kitabın yazımı sırasında meydana gelebilecek
harf hatalarından çok daha nadir oluşurlar.)
Evrimciler de teorilerinin akıldışılığının farkındadırlar.
O nedenle konuyu bu kadar açık bir biçimde tartışmak istemezler.
Sadece aldatıcı bir kavram kullanarak doğada bir seçme (seleksiyon)
mekanizması olduğunu, bu sayede harf hatalarının çok nadir rastlanan
faydalılarının "seçildiğini" ve böylece gelişme sağlandığını söyleyerek
konuyu geçiştirmeye çalışırlar. Ama bu konuda daha fazla konuşmamayı
tercih ederler. Çünkü onlar da bilirler ki, doğada faydalı harf
hatalarını seçip onlardan bir "Eski Çin Tarihi" çıkarabilecek olan
hiç bir bilinçli "seleksiyon" mekanizması yoktur.
Tüm bunlar bizi apaçık bir sonuca götürür. Yaşamın
bir planı (DNA) olduğuna ve tüm canlılar bu plana göre yapıldıklarına
göre, bu planı ortaya çıkaran üstün bir Yaratıcı vardır. Yani tüm
canlılar, sonsuz bir güç ve akıl sahibi olan Allah tarafından yaratılmışlardır:
O Allah ki, yaratandır, kusursuzca varedendir,
şekil ve suret verendir. En güzel isimler O'nundur. Göklerde ve
yerde olanların tümü O'nu tesbih etmektedir. O, Aziz, Hakim'dir.
(Haşr Suresi, 24)
Yaratılışı Reddetmenin Mantığı
Evrim teorisinin hayatın kökenini sadece ve sadece
tesadüflerle açıklamaya çalıştığını ve Allah'ın yaratışını reddettiğini
biliyoruz. Zaten doğadaki yaratılışı reddetmek (yani natüralizm),
evrimin özü ve temelidir. Ama sadece DNA'nın az önce değindiğimiz
yapısı bile bu anlayışı imkansız kılmaktadır. Bu durumda ne yapılmalıdır?
Yapılması gereken şey açıktır: Madem bilimsel
veriler doğada üstün bir yaratılışın varlığını ispatlamaktadır ve
evrim teorisi yaratılış olmadığı varsayımına dayanmaktadır, o halde
evrim teorisinin terk edilmesi gerekir.
Ama böyle olmaz. Aksine, evrimciler doğadaki yaratılışı
reddetmek konusunda çok katı bir ısrar içindedirler. Bu katılığı
kendi satırlarında kolaylıkla görebiliriz.
Örneğin Türkiye'nin en önde gelen evrimcilerinden Hacettepe
Üniversitesi Profesörü Ali Demirsoy, Kalıtım ve Evrim adlı eserinde
ilgiç bazı açıklamalarda bulunur. Demirsoy, kitabının bir yerinde
"sitokrom-C" olarak bilinen ve yaşamın oluşması için varlığı şart
olan bir proteinin oluşumu ihtimalini ele alır. (Proteinlerin yapısı
DNA'nın yapısı kadar komplekstir) Ancak Demirsoy'un belirttiğine
göre, bu proteinin tesadüfen oluşması tek kelimeyle imkansızdır:
... Sitokrom-C'nin belirli aminoasit dizilimini
sağlamak, bir maymunun daktiloda hiç yanlış yapmadan insanlık tarihini
yazma olasılığı kadar azdır —maymunun rastgele tuşlara bastığını
kabul ederek.3
Herkes bir maymunun daktiloya
rastgele basarak hiç yanlış yapmadan insanlık tarihini yazamayacağını
bilir. Hatta bu yöntemle tek bir cümle bile elde edilemez. Peki
bu durumda Sitokrom-C'nin dizayn edildiğini kabul etmek gerekmez
mi?
Demirsoy, bu soruya çok ilginç bir cevap verir:
Bir Sitokrom-C'nin dizilişini oluşturmak için
olasılık sıfır denecek kadar azdır. Yani canlılık eğer belli bir
dizilimi gerektiriyorsa, bu tüm evrende bir defa oluşacak kadar
az bir olasılığa sahiptir denilebilir. Ya da oluşumunda bizim tanımlayamayacağımız
doğaüstü güçler görev yapmıştır. Bu sonuncusunu kabul etmek bilimsel
amaca uygun değildir. O zaman birinci varsayımı irdelemek gerekir.4
Bu satırlardaki düşünceyi şöyle de ifade edebiliriz:
"Ortada açık bir dizayn vardır. Ama bu dizaynı tasarlamış olan Allah'ın
varlığını kabul etmek, bizim amaçlarımıza uygun değildir. O nedenle
bu dizaynı reddetmek ve olayı tesadüflerle açıklamaya çalışmak zorundayız."
Görüldüğü gibi, bu satırları yazan zihin —ki
bu sırf Demirsoy'a değil, tüm evrimcilere ait bir zihindir—
Yaratılışın çok açık delillerini görmekte, ama bu gerçeği felsefi
açıdan kabul etmek istemediği için bu delilleri görmezden gelmektedir.
Bu zihin, sözkonusu felsefi önyargısına "bilimsel amaç" adını vermiştir
ve bilim adı altında aslında bu felsefi önyargıyı savunmaktadır.
İşte evrim teorisini yaşatan şey de budur.
Bilim ve Materyalizm
Eğer evrim teorisi herhangi bir felsefi temele oturmasaydı,
şimdiye kadar çoktan tarihin çöplüğüne atılırdı. Teoriyi hala ayakta
tutan güç, onu savunan bilim adamlarının felsefi önyargılarıdır.
Üstte satırlarını aktardığımız profesör, düşüncelerinde yalnız değildir.
Dünyadaki pek çok meslektaşı da, canlılıktaki yaratılış delillerini
görmekte, ama bunu kabul etmenin ne anlama geldiğini düşündüğünde,
bunun sonuçlarından şiddetle kaçınarak evrim teorisini savunmaya
devam etmektedir.
Kısacası evrim teorisinin bilim dünyasının bir kısmında
hala tutunmasının nedeni, sadece ve sadece evrimci bilim adamlarının
felsefi önyargılarıyla ilgili bir durumdur.
Bu felsefi önyargının ne olduğuna baktığımızda ise,
natüralizm ya da materyalizm5 olarak bilinen felsefe ile karşı karşıya geliriz.
Materyalizm, maddenin yaratılmadığını, sonsuzdan beri var olduğunu
ve madde dışında hiçbir gerçeklik olmadığını varsayan düşüncedir.
Allah inancına ve dine şiddetle karşıdır. Bu bilim değil, bir felsefedir.
Dolayısıyla evrimciler bilime değil, materyalist
felsefeye bağlıdırlar ve bilimi de bu felsefeye uydurabilmek için
çarpıtmaktadırlar. Harvard Üniversitesi'nden ünlü bir
genetikçi ve açık sözlü bir evrimci olan Richard Lewontin, bu somut
gerçeği şöyle itiraf etmektedir:
Bizim materyalizme bir inancımız var, 'a priori'
(önceden kabul edilmiş, doğru varsayılmış) bir inanç bu. Bizi dünyaya
materyalist bir açıklama getirmeye zorlayan şey, bilimin yöntemleri
ve kuralları değil. Aksine, materyalizmle olan a priori bağlılığımız
nedeniyle, dünyaya materyalist bir açıklama getiren araştırma yöntemlerini
ve kavramları kurguluyoruz. Materyalizm mutlak doğru olduğuna göre
de, İlahi bir açıklamanın sahneye girmesine izin veremeyiz.6
İşte evrim teorisi bu nedenle ayaktadır. Bu
teoriyi savunan bilim adamları "önce materyalist, sonra bilim adamı"dırlar.
Bu nedenle de bilimi sadece ve sadece materyalizmin önkabulleri
ile sınırlandırmakta, "ilahi bir açıklamanın sahneye girmesine izin
vermemektedir"ler. Bu dogmatik tutumları nedeniyle de, saçmalığını
kendilerinin de gördüğü ve aslında kendilerinin de inanmadığı evrim
masalını savunmaya devam etmektedirler.
Kendisini bu tür bir önyargıyla bağlamayan, özgür vicdanıyla
düşünen herkes ise canlılığın kökeninin yaratılış olduğunu görebilir.
Tüm canlılar o denli kusursuz ve o denli mükemmeldirler ki, ancak
çok üstün bir yaratılışın eseri olabilirler. Tek bir harf bile bir
yazar olmaksızın, tesadüfen oluşmadığına göre, tüm evren ve bu evrendeki
tüm canlılık da kuşkusuz çok üstün ve güçlü bir Yaratıcı olmaksızın
var olamaz.
O, göklerin, yerin ve ikisi arasında bulunan
herşeyin Rabbi olan Allah'tır...
1 Frank B. Salisbury,
Doubts about the Modern Synthetic Theory of Evolution, s. 336.
2 Andrew Scott, "Update on Genesis", New Scientist, Vol. 106 (2
Mayıs 1985), s. 32.
3 Ali Demirsoy, Kalıtım ve Evrim, Ankara: Meteksan Yayınları,
1984, s. 61.
4 Age.
5 Natüralizm ve materyalizm yaklaşık olarak eş anlamlı kavramlardır.
Her ikisi de maddesel dünyanın yegane gerçek kabul edilmesini ifade
eder. Bu nedenle aslında bu iki kavram, aynı felsefenin iki ayrı ismidir.
Sol literatürde genellikle "materyalizm" terimi tercih edilirken,
bilimsel litetatürde ağırlıklı olarak "natüralizm" terimi kullanılıir.
6 Richard Levontin, "The Demon-Haunted
World", The New York Review of Books, 9 Ocak 1997, s. 28.
Hayatın Gerçek Kökeni: Yaratılış
Anne Sütü Mucizesi
140 Yıldır Değişmeyen Formül: Darwinizm=Ateizm
Evrimin En Büyük Açmazı: Canlı Hücresi
Mucize Kelebek: Monark
Yaşadığımız Gezegen
Fosil Kayıtlarındaki Yaratılış Delili: Kambriyen Patlaması
Aydınlık Ekibi Gerçekleri Görmemekte Daha Ne Kadar Direnecek?
Avcı Bitki: Venüs
Arı Taklidi Yapan Orkide
YAYINLAR
|
|
 |