Bugün Kıbrıs meselesi, Birleşmiş Milletler Genel
Sekreteri Kofi Annan'ın önerdiği yeni çözüm planı ve Avrupa
Birliği'nin Güney Kıbrıs'ı kabul etme sürecinin şekillenmesi
ile birlikte bir kez daha gündemde. Türkiye, haklı olarak,
Kuzey Kıbrıs'ın egemenlik haklarının elinden alınmasına, Kuzey'deki
Türklerin adada "azınlık" durumuna düşürülmesine karşı tavır
alıyor. Bu nedenler:
1) Kuzey Kıbrıs'taki Türk toplumunun güvenliği,
2) Kıbrıs'ın Türkiye açısından taşıdığı
stratejik önemdir.
Bu nedenlerin her ikisi de gerçekçidir. Önceki
bölümlerde incelediğimiz gibi, Kıbrıs'ın tek bir devlet olduğu
1974 öncesi dönemde, adadaki soydaşlarımıza karşı korkunç
saldırılar düzenlendiği, uzun vadeli bir soykırım yürütüldüğü,
açıkça ortada olan bir gerçektir. Bu vahşetin tekrarlanmaması
için gerekli önlemlerin alınması zorunludur ve bunun en başta
gelen önlemi, adanın "iki toplumlu ve iki bölgeli" bir yapıda
devam etmesidir. Birleşik bir Kıbrıs'ta, 1974 öncesindeki
terör ve anarşi yaşanmasa bile, Türkler kendilerini psikolojik
bir baskı altında hissedecekler, tedirgin bir yaşam süreceklerdir
ki, bu da kabul edilemez.
Kıbrıs'ın Türkiye açısından stratejik önemi ise,
hem somut askeri ve siyasi gerçeklerden hem de psikolojik
etkisinden kaynaklanmaktadır. Kıbrıs Türkiye'nin milli davasıdır.
Adadaki Türk siyasi varlığının sona ermesi, ister istemez
bu milli davanın kaybı olarak yorumlanacak ve bu da tüm milli
moral üzerinde negatif bir etki meydana getirebilecektir.
Kıbrıs'taki "toprak kaybı"nın, Türkiye içindeki birtakım bölücü
unsurlara "moral dopingi" yapması, onların bölücü hayallerine
emsal teşkil etmesi riski de söz konusudur.
Gerek Devletimizin ilgili kurumları gerekse Kuzey
Kıbrıs Türk Cumhuriyeti yönetimi -başta Sayın Rauf Denktaş
olmak üzere- bu gerçeklerin bilincindedirler ve nitekim bu
nedenle Kuzey Kıbrıs'ın egemenlik haklarını savunmayı sürdürmektedirler.
Bu konudaki resmi politikanın son derece yerinde olduğu kanaatindeyiz.
Ancak konunun çok önemli bir yönü daha vardır
ki, şimdiye dek yeterince ele alınmamıştır. Bu, Kıbrıs Türkü'nün
Türkiye'ye ve Türk milli kimliğine olan bağlılığı meselesidir.
Adadaki Türk varlığının devamı, diplomatik ve siyasi tedbirlerin
ötesinde, kendisini "Türk" olarak hisseden, bu kavramın ifade
ettiği milli ve manevi değerleri benimsemiş bir halkın varlığına
bağlıdır. Bu sosyolojik mesele, aslında konunun en can alıcı
noktasını oluşturmaktadır. Adada, Türklük kimliğini tam olarak
sahiplenmiş bir halk olmazsa, Kuzey Kıbrıs Türk Cumhuriyeti'nin
veya bir başka yapı içinde de olsa egemen bir Türk yönetiminin
varlığı da anlamsız hale gelir.
Lefkoşa Mitingleri ve Kimlik
Erozyonu
Bu konuyu incelerken, öncelikle Kıbrıs'taki Türk
halkının 19. yüzyıldan bu yana sürdürdükleri kahramanca direnişin
hakkını teslim etmek gerekir. Kıbrıs Türkü, aynen bir zamanlar
Balkanlar'ın en uç noktalarında Osmanlı'yı temsil eden Türkmenler
gibi, Kıbrıs'ta Türklük adına bir uç beyliği olmuştur. Adayı
Rumlaşmaktan, Rum yayılmacılığına yem olmaktan korumuş, Kıbrıs'taki
Müslüman ve Türk varlığını göğüslerini siperek ederek muhafaza
etmişlerdir. Kıbrıs Türkü'nün bu kahramanca direnişini ve
başta Sayın Rauf Denktaş olmak üzere bu direnişin mücahidlerini
saygı ve sevgiyle anmak, her Türk'ün görevidir.
Ancak Kıbrıs'ı Rumlaştırmak isteyen güçler, önlerindeki
en büyük engel olan söz konusu güçlü Müslüman Türk kimliğini
erozyona uğratmayı hedeflemektedirler. Kıbrıs'ta 2003 yılı
başlarında yaşanan bazı gelişmeler ise, bu sinsi hedefte bazı
mesafeler kat edildiğini göstermektedir.
Bu dönemde, BM Genel Sekreteri Kofi Annan'ın
gündeme getirdiği plana destek vermek, KKTC yönetimini bu
planı kabul etmeye davet etmek için Kuzey Kıbrıs'ta bir dizi
girişim düzenlenmiştir. Bunların en önemlileri, Lefkoşa'da
düzenlenen iki ayrı mitingdir. Bu mitinglerin her ikisinde
de "Kıbrıs'ta çözüm" çağrısı yapılmış, ancak haklı gibi gözüken
bu çağrının altında bazı vahim mesajlar da verilmiştir. Mitinge
katılanlar, Kuzey Kıbrıs Türk Cumhuriyeti'nin varlığına dolaylı
da olsa karşı çıkmışlar, adada Rumlar ile ortak bir yönetim
kurulması, Birleşmiş Milletler'in öne sürdüğü -ve Türk tarafına
pek çok dezavantaj getiren- planın itirazsız kabul edilmesi
çağrısında bulunmuşlardır. Atılan sloganlarda "Avrupa Birliği
vatandaşlığı" ön plana çıkmış, "Müslüman Türk" kimliği üzerinde
en ufak bir vurgu yapılmamıştır. Mitinglerin sembolik manzarası
da dikkat çekicidir: Sayın Denktaş'ın Bayrak Televizyonu'ndaki
açıklamalarında da vurguladığı gibi, mitinglerde hiç KKTC
bayrağı açılmamış, Türk bayrağı dalgalandırılmamış, bunların
yerine Avrupa Birliği bayrakları tercih edilmiştir. Hatta
ikinci mitingde 1974 öncesinde var olan, Rum egemenliğindeki
birleşik Kıbrıs Cumhuriyeti bayrağı açılmıştır ki, her ne
kadar tepki üzerine indirilmişse de, bu hareket adadaki "Türk
kimliği"nin bekası açısından endişe verici bir alamettir.
Bu mitinglere katılanların sayısının 30 bine
kadar çıktığı yönünde tahminler vardır. Adanın Türk nüfusunun
150 bin civarında olduğu düşünülürse, bu rakamın oldukça kayda
değer olduğu görülebilir. Bu mitingleri ve bunlara katılan
kitleyi küçümsemek, göz ardı etmek, mümkün değildir.
Yapılması gereken, ortada ciddi bir "kimlik erozyonu"
olduğu gerçeğini kabul etmek ve bunun çözümlerini aramaktır.
Bir kimlik erozyonunun yegane çözümü ise, o kimliği
oluşturan değerlerin güçlendirilmesinden geçmektedir.
Kıbrıs'taki Psikolojik Savaş
Bilim Araştırma Vakfı, söz konusu
kimlik erozyonunun güçlü bir kültürel eğitim kampanyası ile
karşılanması gerektiği kanaatindedir.
Bunun için de öncelikle kimlik
erozyonunun kaynaklarını tespit etmek gerekmektedir.
Öncelikle bu erozyonun kendiliğinden
gelişen bir olgu olmadığını belirtmek gerekir. Kuzey Kıbrıs
Türk Cumhuriyeti'ni ve adadaki Türk varlığını zayıflatmak
için on yıllardır sistemli bir kampanya yürütülmektedir. Rumlar
ve adayı Rum egemenliğinde görmek isteyen bazı Batılı mihraklar,
Kuzey Kıbrıs Türkleri arasında olup da milli ve manevi değerlerini
yitirmiş bazı insanları da kullanarak, Türk kesiminde yıkıcı
propaganda ve psikolojik savaş yürütmektedirler. Özellikle
1974 öncesindeki Rum mezalimine tanık olmamış olan genç kuşak,
bu propagandanın en önemli hedefidir. Son yıllarda bu propagandaya
büyük hız verilmiş, adadaki Türk gençleri Batılı ülkelere
götürerek, seminer adı altındaki bazı endoktrinasyon programlarına
tabi tutulmuştur.
Bu kampanyanın en önemli boyutu
ise medya alanındadır. Ne gariptir ki Kuzey Kıbrıs'taki bazı
yayın organlarında Türkiye'yi sözde "işgalci devlet" diye
tanımlama gafletini gösteren bazı aldatılmış kalemler olmuştur.
Bazı gazeteler adeta Rum tezinin sözcülüğünü yapmakta, Türkiye'nin
Kıbrıs'la olan ilişkisinin kesilmesini ve KKTC'nin sona ermesini
savunmaktadır.
Lefkoşa'daki mitingleri
düzenleyen, bu mitinglerle KKTC, Türkiye ve Türklük karşıtı
sloganlar atan ve böylece bu mitinglere sadece barış dileğini
ifade etmeye gelmiş masum insanlarımızı da kendi saflarındaymış
gibi göstermeye çalışanlar, aynı kimselerdir.
Rumların ve Batılı ülkelerin Kıbrıs politikasını
yöneten Rum lobisinin birer beşinci kolu gibi faaliyet gösteren
bu gibi kişilerin sayısı az, ancak etkileri büyüktür.
Peki nasıl olmaktadır da, Kıbrıs'taki
kahraman Türk halkı içinde bir beşinci kol faaliyeti organize
edilebilmektedir? Buna alet olanlar kimlerdir?
Bu sorunun cevabını aradığımızda,
kaçınılmaz olarak bir takım aşırı sol gruplarla yüzyüze geliriz.
Komünist ideoloji, Kıbrıs
Rumlarından Türk kesimine bulaşmış bir ideolojidir. Bu ideolojinin
Rumlar arasındaki temsilcisi olan Kıbrıs Komünist Partisi
AKEL, ne ilginçtir ki aynı zamanda koyu Yunan milliyetçisi
ve Enosis yanlısıdır. AKEL'in ideolojisinden etkilenen bazı
Kıbrıslı Türkler ise, milli bilinçlerini yitirerek, enternasyonalizm
adına aslında bilmeden Rum menfaatlerine hizmet eder hale
gelmişlerdir. AKEL'in Kuzey Kıbrıs'taki uzantısı sayılabilecek
olan bazı organizasyonlar, Türklük ve Türkiye aleyhine propaganda
yürütür durumdadır. Bir zamanlar Sovyet Rusya tarafından desteklenen
bu aşırı sol gruplar, komünizmin yıkılmasının ardından, Kıbrıs
üzerinde Yunan egemenliğini destekleyen Batılı güçlerin yönlendirmesi
altına girmiştir.
İşte KKTC'nin lağv edilmesi,
Kıbrıs'ın Rum egemenliği altında birleşmesi gibi görüşleri
savunan Türkler, genelde hep söz konusu aşırı sol kesimin
üyeleri veya bu kesimin telkinlerinin etkisinde kalan insanlardır.
Bilim Araştırma Vakfı, sorunun bu fikri
ve ideolojik yönüne büyük önem vermekte, çözümün de buradan
geçtiğine inanmaktadır.
Komünizm, Materyalizm ve Toplum
Komünist ideoloji, sadece Kıbrıs Türkü için değil,
tüm Türk Milleti için de önemli bir meseledir. Komünist ideolojinin,
1960'lı ve 70'li yıllarda Türkiye'yi büyük bir terör ve anarşi
ortamına sürüklediği malumdur. 1980'lerde ve 90'larda ise,
aynı ideoloji, koyu bir etnik milliyetçilikle de birleşerek,
Güneydoğu'daki kanlı terör örgütünü ortaya çıkarmış ve beslemiştir.
Bugün Sovyetler Birliği'nin tarihe karışmış olması
ve tek kutuplu bir dünyada yaşamamız, komünist ideolojinin
bir tehlike olmaktan çıktığı anlamına gelmemektedir. Marksist
ideoloji, hala pek çok ülkede, devlete ve toplum düzenine
karşı çıkan radikal örgütler üretmeye ve bir tehdit kaynağı
olmaya devam etmektedir.
Bu nedenledir ki Bilim Araştırma Vakfı, 1990'lı
yılların ortalarından bu yana, komünist ideolojiye karşı kapsamlı
bir fikri mücadele yürütmektedir. Bu fikri mücadelenin en
önemli yönü ise, komünist ideolojinin felsefi dayanağına,
yani materyalist felsefeye karşı verdiğimiz mücadeledir.
Materyalizm, Marx, Engels, Lenin gibi komünist
ideologların en çok üzerinde durdukları kavramdır. Sadece
maddenin varlığının kabul edilmesini, Allah'ın varlığının
ve tüm manevi değer ve kavramların reddini gerektirir. Komünist
militanları komünist yapan, her şeyden önce bu materyalist
felsefeye olan inançlarıdır. Bu nedenledir ki, materyalist
felsefenin çürütülmesi, komünizm tehdidinin de nihai olarak
ortadan kaldırılması anlamına gelecektir.
Bunun yanı sıra, materyalizmin toplumlara getirdiği
tek zarar komünizm de değildir. Materyalist felsefe, insanları
tüm manevi değerlerden kopardığı için, aynı zamanda ahlaki
bir dejenerasyona da kapı açar. Materyalizmin egemen olduğu
bir toplumda, din, ahlak, aile değerleri, vatanperverlik gibi
ulvi kavramlar giderek zayıflar ve sonunda yok olur. Büyük
Önder Atatürk, bu gerçeğe "dinsiz milletlerin devamına imkan
yoktur" diyerek dikkat çekmiştir.
BAV'ın Çalışmaları
Bilim Araştırma Vakfı bu gerçeklerin bilincinde
olduğu için, Devletimizin ve Milletimizin bekası için çok
temel bir mesele olarak gördüğü bu tehlikeye, yani materyalizme
karşı fikri bir mücadele vermiştir ve vermeye devam etmektedir.
BAV, materyalist felsefenin ve Karl Marx'ın deyimiyle,
onun en önemli bilimsel dayanağı sayılan Darwin'in evrim teorisinin
geçersizliğini milletimize anlatmayı bu nedenle kendisine
görev edinmiştir. Vakıf, bu amaçla geçtiğimiz yıllar içinde
Türkiye tarihinde eşi görülmemiş bir kitlevi eğitim seferberliği
yürütmüştür:
1) 1998 yılından bu yana Evrim Teorisinin
Çöküşü ve Yaratılış Gerçeği başlıklı BAV konferansları, Edirne'den
Ardahan'a kadar Türkiye'nin hemen hemen tüm illerinde ve pek
çok büyük ilçesinde düzenlenmiştir. 500'ü aşkın konferansa
ve 1000'in üzerinde multivizyon gösterimine toplam 300 binden
fazla vatandaşımız katılmış, anlatılan gerçekleri büyük bir
ilgi ve coşkuyla izlemiştir.
2) Bilim Araştırma Vakfı sözcüleri sadece
Türkiye'de değil; Amerika Birleşik Devletleri, İngiltere,
Kanada, Almanya, Endonezya, Malezya, Singapur, Azerbaycan,
Brunei, Hollanda gibi pek çok önemli ülkede, tüm izleyenlerin
Türklere ve Türkiye'ye olan hayranlıklarını artıran başarılı
ilmi konferanslar tertip etmişlerdir. Bir köşeyazarımız (Sn.
Hüseyin Üzmez), BAV'ın uluslararası çalışmalarının anlam ve
önemini şöyle ifade etmektedir:
(BAV) adı altında gençler, kendilerini İslâm
Türk Mefkûresine vakfetmiş durumdalar. Yurt içi ve yurt dışında,
yani dünyanın her tarafında konferanslar veriyorlar. Gittiğimiz
her yerde onların faaliyet ve başarılarını duyuyoruz. Turizm
ve Tanıtma Bakanlığının işini adeta tek başına onlar yapıyorlar.
3) BAV; evrim teorisinin çöküşü, materyalist
felsefenin geçersizliği, milli ve manevi değerlerin önemi,
ahlakın birey ve toplum yaşamındaki önemi gibi son derece
önemli konularda bugüne kadar pek çok kültürel eğitim programı
düzenlemiş, süreli yayınlar çıkarmıştır. Vakıf camiası mensupları;
günlük gazetelerdeki yazılar, televizyonlardaki kültürel programlar,
belgesel filmler, internet siteleri ve teknolojinin sağladığı
tüm imkanları seferber ederek, inandığı mukaddes değerleri
toplumumuza sunmaya ve bunlara yönelik fikri tehditlere cevap
vermeye çalışmışlardır.
Bilim Araştırma Vakfı'nın yürüttüğü ve yürütmeye
devam ettiği tüm bu kültürel hizmetler, ülkemizin bugününe
ve geleceğine önemli bir katkı sağlamıştır. Özellikle genç
neslimizin pek çok fikri buhranla yüzyüze olduğu, değer yozlaşması
içinde bocaladığı bir devirde, BAV camiası, çağın gerekleriyle
uyum içinde bir dindarlık ve vatanperverlik anlayışı ortaya
koyarak pek çok insanımıza moral kaynağı olmuştur.
Bilim Araştırma Vakfı'nın Kıbrıs meselesine bakışında
da söz konusu kültürel değerleri temel alan yaklaşım egemendir.
BAV, Türkiyemizi hedef alan değer yozlaşmasının ve kimlik
erozyonunun adadaki soydaşlarımızı da hedef aldığını düşünmektedir.
Ve bu tehditlere karşı tüm Türkiye çapında yürüttüğümüz kültürel
hizmetin benzerlerinin, Kıbrıs'ta da yürütülmesi gerektiği
kanaatindeyiz.
1998 yılından bu yana Evrim
Teorisinin Çöküşü ve Yaratılış Gerçeği başlıklı BAV
konferansları, Edirne'den Ardahan'a kadar Türkiye'nin
hemen hemen tüm illerinde ve pek çok büyük ilçesinde
düzenlenmiştir. 500'ü aşkın konferansa ve 1000'in üzerinde
multivizyon gösterimine toplam 300 binden fazla vatandaşımız
katılmış, anlatılan gerçekleri büyük bir ilgi ve coşkuyla
izlemiştir. |
Kıbrıs İçin Kültürel Kampanya
Bu kültürel hizmetlerle, Kuzey Kıbrıs Türkü;
sahip olduğu Türk kimliği, Müslüman kimliği ve Osmanlı mirası
konusunda modern kitle iletişim araçlarıyla bilinçlendirilmelidir.
Müslüman-Türk kimliğinin neden bir gurur ve şeref vesilesi
olduğunu, bu kimliği taşıyan insanların asırlar boyunca tüm
dünyaya nasıl nizam verdiğini kavramalıdırlar.
Bu kampanya çerçevesinde:
1) Kıbrıs'ın tüm gazete ve dergilerinde
ve başta Kıbrıs resmi devlet televizyonu Bayrak TV'de ve Bayrak
Radyo'da yoğun bir kültürel seferberlik yürütülmeli; Türk
tarihi, Osmanlı tarihi, Müslüman-Türk ahlakı, 1974 öncesinde
Kıbrıs'ta yaşanan olaylar, 1974'teki Barış Harekatı'nın Kıbrıs
halkına kazandırdıkları gibi önemli konular; açık, anlaşılır,
düzeyli ve kaliteli yazı ve yapımlarla halka anlatılmalıdır.
2) KKTC'nin dört bir yanında, özellikle
üniversitelerde konferanslar düzenlenmeli, üstte sayılan konular
insanlara yüzyüze anlatılmalı, onların bu konudaki görüşleri
değerlendirilmeli, soruları yanıtlanmalıdır.
3) Kuzey Kıbrıs halkının bir bölümünü
rahatsız eden birtakım hatalı politikalar ve uygulamalar varsa,
bunlar da bir an önce düzeltilmeli, halkın KKTC'ye ve Türkiye'ye
olan güvenini perçinleyecek sosyal politikalar geliştirilmeli,
insanların sorunlarına çözümler getirilmeli, bu çözümleri
"Güney'le entegrasyon"da aramaktan kurtarılmalıdırlar. Devlet
yönetiminde, halka karşı şefkat ve anlayış egemen olmalı,
sorunları olan kesimlerle yakından ilgilenilmeli, Kıbrıs'ın
gelişimi için girişimcilerin önüne fırsatlar açılmalıdır.
Bu konularda Devletimizin ve KKTC'nin sivil toplum
örgütleriyle iş birliği yapması gerektiği ise açıktır. Devletimiz
kuşkusuz gerekli politikaların belirlenmesi ve uygulanması
konusunda gerekeni yapacaktır, ancak kültürel kampanyalar
en iyi ve etkili biçimde gönüllü sivil toplum kuruluşları
tarafından yürütülebilir. Bu konuda tecrübe ve birikim sahibi
olan vakıf ve dernekler, göreve çağrılmalı ve desteklenmelidir.
Bilim Araştırma Vakfı, bu konuda üzerine düşen
görevi yapmaya, tüm Türkiye'de büyük bir azim ve hizmet aşkıyla
yürüttüğü kültürel eğitim kampanyalarını Kuzey Kıbrıs'ta da
yürütmeye taliptir.
Eğer bu çalışmalar başarılı ve etkili bir biçimde yürütülür,
Devletimiz bunun için gerekli desteği sağlarsa, o zaman Kuzey
Kıbrıs'taki "kültür erozyonunun" da kısa sürede önü alınacaktır.
Ve Kuzey Kıbrıslı soydaşlarımız, kendilerini Avrupa Birliği
bayrağı açmaya iten yanılgıdan sıyrılarak, yeniden Ay-Yıldız
altında onur, mutluluk ve güven bulacaklardır.
Kıbrıs İçin Gerekli Kültürel
Politikalar
Kıbrıs konusunda yürütülmesi gereken politika
sadece siyasi ve diplomatik boyutta değildir. Aynı zamanda
ekonomik ve kültürel alanlarda da Kıbrıs'ın Türk halkını kalkındıracak,
güçlendirecek, motive edecek atılımlar gerekmektedir. Avrupa
Birliği'ne katılması -her ne kadar resmen imzalanmamış olsa
da- kesinleşen Güney Kıbrıs, adadaki bazı soydaşlarımız için
cazip hale gelmeye başlamıştır. Bunun dejenere edici bir faktör
haline gelmesinin önünü kesmek için, Kıbrıs Türkü'nü hem sosyo-ekonomik
yönden kalkındırmak hem de milli ve manevi değerlerini güçlendirerek
Türkiye'ye ve Müslüman-Türk kimliğine olan bağlılığını perçinlemek
gerekmektedir.
Kuzey Kıbrıs'ta geçtiğimiz günlerde düzenlenen
bazı mitingler, adadaki Türk halkının bir bölümünün bazı mevcut
politikalardan memnuniyet duymadığını göstermektir. Buna karşı
yapılması gereken, bu memnuniyetsizliğe neden olan sorunları
gidermek, halkın KKTC yönetimine yeniden güven duymasını sağlayacak
politikalar geliştirmektir.
Bunun için, Kıbrıs Türklerinin; kalkınmış ve
müreffeh bir Güney Kıbrıs ile ekonomik yönden zor durumda
olan, ve pasif bir Kuzey Kıbrıs manzarası arasında kalmak
ikileminden kurtarılması gerekir. Aksine, Kıbrıs Türkü, çağdaş,
modern, kalkınmış ve aynı zamanda milli ve dini kimliği çok
güçlü bir model görmeli, bu modeli benimsemelidir. Milletlerin,
özellikle de küçük toplumların eğilimlerinde psikolojinin
yeri büyüktür. Kıbrıs Türk toplumunun güçlenmesi, psikolojik
yönden güçlenmesine bağlıdır ve bu da saydığımız ekonomik
ve kültürel politikaların hayata geçirilmesiyle gerçekleşecektir.
Bu konuda önemli bir görev de medyaya ve sivil
toplum kuruluşlarına düşmektedir. Kıbrıs milli bir davadır
ve herkesin bu davada milli çizgide hareket etmesi, Devletimizin
belirlediği politikalara destek olması gerekir. Kıbrıs Türkü,
adadaki varlığını canı gönülden destekleyen, milli ve dini
bir kardeşlik duygusu içinde kendisiyle tek yürek olup haklarını
var gücüyle savunan bir anavatan görmelidir. Bu ruhu yaşamak
ve yaşatmak, milletini ve devletini seven herkesin görevidir.
ÖNSÖZ
KIBRIS SORUNUNUN TARİHSEL GELİŞİMİ
KIBRIS'TAKİ RUM VAHŞETİ
KIBRIS'TA KÜLTÜREL ÇÖZÜM:MİLLİ VE
MANEVİ UYANIŞ
KIBRIS İÇİN GERÇEK ÇÖZÜM KONFERANSI-1
İSTANBUL
KIBRIS İÇİN GERÇEK ÇÖZÜM KONFERANSI-2
ANKARA
KIBRIS İÇİN GERÇEK ÇÖZÜM KONFERANSI-3
LEFKOŞA