| |
KIBRIS İÇİN GERÇEK ÇÖZÜM KONFERANSI-2
ANKARA
Bilim Araştırma Vakfı, İstanbul'dan
sonra Ankara'da da "Kıbrıs İçin Gerçek Çözüm" konferansı düzenledi.
Milli birliğimizin güçlenmesi ve Kıbrıs davasının kahraman önderi
Cumhurbaşkanı Sayın Rauf Denktaş'a destek vermek amacında olan bu
konferansa bakanlar, milletvekilleri, generaller, büyükelçiler ve
Türk bürokrasisinin yüksek kademelerinde bulunmuş kıymetli isimler
katıldı.
Devlet Bakanı ve Başbakan Yardımcısı Doç. Dr.
Abdülatif Şener, Devlet Bakanı ve Başbakan Yardımcısı Mehmet
Ali Şahin, Ulaştırma Bakanı Bilal Yıldırım, Enerji ve Tabii
Kaynaklar Bakanı Mehmet Hilmi Gülen, Orman Bakanı Osman
Pepe, Nevşehir Milletvekili Mehmet Elkatmış, Dışişleri Komisyonu
Başkanı Mehmet Dülger, Çevre Bakanı İmdat Sütlüoğlu, Kültür
Bakanı Hüseyin Çevik, Milli Eğitim Bakanı Erkan Mumcu, Bayındırlık
ve İskan Bakanı Zeki Ergezen, Tarım ve Köy İşleri Bakanı
Sami Güçlü, konferansa yolladıkları mesajlarla bu konudaki
iyi temennilerini sundular.
BBP Başkanı Muhsin Yazıcıoğlu, TOBB Başkanı
Rıfat Hisarcıklıoğlu, Türkiye Sağlık İşçileri Sendikası
Başkanı Mustafa Başoğlu da konferansa Kıbrıs davasını destekleyici
mahiyette birer telgraf gönderdiler.
İçerisinde bulunduğu
ağır mesai şartları nedeniyle gelemeyen Rauf Denktaş ise
şu mesajı göndermişti:
Anavatan Türkiye ile birlikte bugüne kadar
sürdürmekte olduğumuz Ulusal Kıbrıs davamız, en kritik aşamalarından
geçmektedir. Öyle ki bugüne kadar elde ettiğimiz en temel
hak ve çıkarlarımız, Kıbrıs Türk halkının iradesi dışında
hazırlanan planlarla eritilmek istenmektedir. Görüşme masasında
verdiğimiz mücadele, bu haklarımızı komşularımıza ve dünyaya
da anlatmak ve kabul ettirmektir.
Ne yazık ki Rum komşularımız hala kendilerini Kıbrıs'ın
sahibi görmekte ve çözüm arayışlarını tek taraflı olarak
gasp ettikleri Kıbrıs Cumhuriyeti ünvanı arkasına saklanarak
savunmaktadırlar. Ortaya koyduğumuz tüm tekliflerimizin
reddedilmesi, bütün adaya hakim olma iştahını sürdürmelerinden
başka bir şey değildir. Halbuki Kıbrıs Türk'ü nelerin üzerinde
durmaktadır: Egemenlik, iki devletlilik, siyasi eşitlik
ve Türkiye'nin garantörlüğü gibi konular olmazsa olmazlarımızdır.
İngiliz ve Amerikan iş birliği ile dayatılmak istenen planda
ise bu hayati unsurlarımız sulandırılmaktadır.
Bunun ötesinde, uygar ve adalete dayanan bir
çözüm arayışının dışında toprak tavizleri istenerek ve içimize
azımsanamayacak sayıda Rum nüfusu eklenerek Kıbrıs Türkü'nün
kendi kendisini dağıtması planlanmaktadır. Bu toplantınız
aracılığıyla bir kez daha vurgulamak isterim ki, Kıbrıs
Türk halkı egemenlik, siyasi eşitlik, iki devletlilik anlayışı
üzerine titremektedir. Çünkü bütün bunlar, top yekun yok
edilmek istenen bir halkın direnişi sonucunda elde edilmiş
ve bu haklar Kıbrıs Türk halkına ana sütü gibi helal olan
haklar olarak daima savunulmuştur. Toprak ve göçmenler konusunda
duyarlıyız, çünkü istenen toprak parçaları ve yerinden edilmesi
öngörülen nüfus sayısına paralel olarak içimize aktarılacak
Rum nüfusu ise Kıbrıs Türkü'nün toplumsal kimliğini berhava
edilmeye yönelmiş hedeflerdendir.
Elbette ki amacımız Kıbrıs'ta huzur içinde,
barış içinde bir çözüm ortamını sağlamak ve bunu yaşatmaktır.
Ne var ki her barış, barışı getirmeyebilir. Her çözüm, istenilen
sonucu doğurmayabilir. Bizim arzuladığımız barış ve çözüm,
her iki halkın siyasi iradesine, eşitliğine, egemenliğine,
kendi geleceğini belirleme hakkına saygılı, sarsılmaz bir
barış ve çözümdür. Birbirine düşman olmayan, iyi komşuluk
ilişkilerini ve ortak bir devlet anlayışını yaşatmak isteyen
halklar ancak bunlara saygılı olursa birarada iş birliği
içerisinde yaşayabilirler.
İşte bu düşüncelerle BAV'ın "Kıbrıs İçin Gerçek
Çözüm" adı altında düzenlediği bu toplantının Kıbrıs'ta
sürdürülen görüşmelere ışık tutmasını temenni eder, toplantınızın
başarılı geçmesini diler, bütün katılımcılara saygılarımı
sunarım.
Rauf Denktaş, KKTC Cumhurbaşkanı
Bu konferansta söz alan sayın konuşmacıların
sunuşlarının bazı bölümleri, aşağıda aktarılmaktadır:
Dr. Halil Şimşek (Emekli General): Kıbrıs
adası, tarih boyunca Doğu Akdeniz'i kontrol etmek isteyen
devletlerin hedefi olmuştur. Büyük Önderimiz Gazi Mustafa
Kemal, güneyde yapılan bir askeri tatbikat esnasında etrafında
bulunan subaylara "Türkiye'nin yeniden işgal edildiğini
ve Türk kuvvetlerinin sadece bu bölgede mukavemet ettiğini
farz edelim, ikmal yollarımız ve imkanlarımız nelerdir"
diye bir soru sorar. Birçok görüş ve düşünceleri ileri süren
subayları sabırla dinler. Hepsini dinledikten sonra elini
haritaya uzatır ve Kıbrıs'ı işaret ederek "Efendiler! Kıbrıs
düşman elinde bulunduğu sürece bu bölgenin ikmal yolları
tıkanmıştır. Kıbrıs'a dikkat ediniz, bu ada bizim için önemlidir"
der.

Dr. Halil Şimşek |
Kıbrıs bugün de bu stratejik öneminden hiçbir
şey kaybetmemiştir. Üstelik stratejik önemi daha çok artmıştır.
Çünkü Kıbrıs; İskenderun Körfezi, petrol terminali, Anadolu'nun
güney sahilleri, Suriye, Lübnan, Mısır, Süveyş Kanalı dahil
Ortadoğu ve Ön Asya'yı kontrol edecek hava, deniz kuvvetleri
imkan ve kabiliyetleri ile elektronik dinleme, istihbarat
ve kara harekatları için adeta bir yığınak ve üs bölgesidir.
adada konuşlanan uçak güdümlü füze ve uzun menzilli balistik
füzelerle Ortadoğu, Basra Körfezi, Kızıldeniz, Afrika boynuzu,
Doğu Akdeniz, Ege ve Anadolu'nun tamamı, Kıbrıs'ın etki-tepki
ve ilgi alanı içindedir.
Kıbrıs adası halen Türkiye için bir ileri karakoldur.
Geleceği meçhul Kıbrıs Cumhuriyeti yeniden kurulursa, Anadolu
yarımadasının savunması güçleşir. Türkiye'nin savunması
kendi kıyılarına çekilir. Bu durum, Türkiye'nin yeni savunma
imkan ve kabiliyetleri kazanması için ek tedbirlerin alınmasını
gerektirir. Bu da yurttaşlara ilave vergi demektir.
Ekonomik açıdan, Ortadoğu
pazarına girmek için, Kıbrıs adası bir ara istasyondur.
Politik ve psikolojik açıdan tüm bölge ülkeleri için ada
çok önemlidir. Kıbrıs adası Türkiye'nin ileriye uzanmış
koludur.
İsmet Kotak (Kıbrıs Türk Basın Konseyi Başkanı
ve Dünya Basın Konseyleri Birliği Yürütme Kurulu üyesi):
Annan Planı, yeni bir Sevr örneğidir. Türkiye'nin Avrupa
Birliği yolunu açacak bir plan değildir. Aksine Kıbrıs'tan
et koparmak için yapılmış olan büyük senaryonun birinci
uygulamasıdır. Bunda başarılı olurlarsa geriye kalan konular
ve ödünler bunun arkasından gelecektir. Kıbrıs'ta bugün
cereyan etmekte olan olaylar, 3 Kasım'dan önce Türkiye'de
sahnelenen oyunun devamıdır.

İsmet Kotak |
3 Kasım seçiminden sonra bir bakıyorsunuz,
Kıbrıs'tan başını kaldıran ve Moskova-Brüksel eksenine girmiş
olanlar neredeyse bize diyorlar ki: "İşte anavatandakiler
size mesaj veriyorlar: 'Annan Planı'nı kabul et, Türk Ordusu
dışarı çıksın, kuzeye. Önemli değil bir harita verdiniz,
5 harita daha veriniz. Ama Papadopulos başkanlığını kabul
ediniz'" Niçin? Günter Verheugen mesajını vermiş, Türkiye
farkında değil! 2020 yılına kadar biz Türkiye'yi AB'ye alamayız,
diyor. Ama bir yerlerde bu unutuluyor, deniliyor ki "Kıbrıs
bizim önümüzde engel değildir. Kıbrıs'ı da verseniz, İzmir'i
de verseniz Türkiye AB'ye alınmayacaktır."
Kıbrıs olayında son derece çarpıcı gerçekler
olduğu meydana çıktı. Bunu açıklayan, şimdiki Ticaret ve
Sanayi Bakanı Nikos Prolannis eskiden Kipriyanu döneminde
Dışişleri Bakanıydı. Bu adam gerçekleri açıklamakla ünlüdür.
Hatta, "Türklerle Rumları biraraya getirirseniz herhalde
bir ay içinde Kıbrıs kan gölüne döner" diyen adamdır. Ama
bu adam kendi görevini yaptı, Mısır'la bir anlaşma imzaladı.
Güney Kıbrıs'la Mısır arasında yaptığı anlaşma petrol araştırması
anlaşmasıdır. Harita buradadır, en zengin petrol kaynakları
Türkiye ile Kıbrıs arasındadır. Kuzey KKTC ile Türkiye Cumhuriyeti
arasında zengin petrol kaynakları var. Kuzeyde Mısır'ın
ne işi var, ama harita meydanda, kendi gazetelerinde dün
yayınlandı. Ve Kıbrıs'ı çepeçevre saran alanlarda yedi ülke
ile anlaşma yaptılar, buna İsrail de dahildir. Türkiye ile
yakın dost olduğunu söyleyen İsrail, Suriye hepsi dahildir.
Ve "bir tek Türkiye ile de imzalamadık" diyor, işine geliyor
zaten. Tavsiye ederim, İsrail'de çıkmıştır bu bir gün önce.
Bu olayın ana şeklini aydınlatır. Yani AB, İngiliz üstlerinin
orada kalmasını istiyor. İngiliz, Amerikan ve Batı dünyasının
üsleri olacaktır. Yüzen bir gemidir. Ortadoğu'ya en iyi
müdahale edilebilecek yer Kıbrıs'tır.
İkinci olay Türkiye'yi çıkaracaklar,
KKTC'yi ortadan kaldıracaklar, bizi azınlık olarak bu Kıbrıs
Cumhuriyeti'ne yama edecekler ve Türkiye'nin güneyi dahil
her tarafta petrol kaynakları AB'ye akacaktır.
Sizleri çeşitli konuların belirli
noktalarına değinmek suretiyle bilgilendirmek istedim. Benim
Annan Planı'nı burada didik didik etme niyetim yok, çünkü
bana göre bir Sevr taslağıdır. Ve Türkiye Cumhuriyeti hükümetlerine
düşen, TBMM'ye düşen, Milli Güvenlik Kurulu'na düşen görev,
bunu elinin tersiyle itmek, hiçbir şekilde müzakere edilmeyeceğini
belirtmektir. Ve Türk Üniversiteleri'nin son derece seçkin
öğretim görevlileri, araştırma görevlileri de TBMM çatısı
altında yaptığımız konuşmalarda da "28 Şubat'tan önce bunu
reddediniz" demiştir.
Kıbrıs'ta bundan sonra
ne olur? İlk defa Türkiye'den ve Kıbrıs'tan çok gerçekçi,
realist bir plan ortaya dökülmüştür. Türkiye Kıbrıs'ı tanıdığına
göre, mevcut sınırlarını tanıyor, koruyacaktır. Bağımsız
KKTC bu konumunu korurken, onlar AB ile birleşirken KKTC
bir Singapur örneği olmak üzere, serbest bölge olarak bütün
dünyaya açılacaktır. Yani bu, Türkiye'nin dünyaya açılan
penceresi haline getirilecektir. Yani, "al ver" ters dönmüş
olacaktır. Akıllı bir politika uygulamak istiyorsak tek
seçenek budur. Müzakerelerden vazgeçmek, KKTC'nin önünü
açmak ve dünya ile bütünleşmesini sağlamaktır.
Mehmet Emin Aga (İskeçe Müftüsü): Biz
eskiden "Türk'ün Türk'ten başka dostu yok" derdik. Şimdi
"Türk'ün Türk'ten düşmanı yok" diyoruz. Anavatan bizi Batı
Trakya'da bırakmış, uluslararası Lozan anlaşması ile bize
haklar tanınmış. Bizim bu haklarımızın hepsi çiğnendi, çiğneniyor,
Avrupa Birliği'ne girdikten sonra daha da fazla çiğneniyor.
Siz de Avrupa Birliği'ne girmek istiyorsunuz ama Avrupalılar
almaz sizi. Bu bir Haçlı zihniyetidir. Onlar Türk'ün ne
olduğunu sizden bizden çok iyi bilir.
Yunanistan bugüne kadar Avrupa Birliği'nden
50 milyar Euro aldı. Biz Batı Trakya'da Yunanistan'ın %1.5'luk
nüfusunu oluşturuyoruz. Bize en azından 500 milyon Euro
düşüyordu ama bize 5 bin Euro bile verilmedi. Yani Avrupa
Birliği'ne girmişsiniz girmemişsiniz, değişen bir şey yok.
Siz neyi istiyorsunuz, neyi verecekler size? Onun için kendi
kendimizi kandırmayalım. Kandırmak için uğraşanlar çok var.
Sizin elinizde dünyanın en güçlü Silahlı Kuvvetleri
var, Mehmetçik var. Şimdi Kıbrıs'tan bahsediyoruz. Kıbrıs
Türkiye için çok önemli, stratejik bir yer. Yunanlılar biliyor
ki Kıbrıs'ı ele geçirirlerse, bundan sonra Türkiye'ye karşı
olan fikirlerini daha kolay gerçekleştirirler. Cenab-ı Allah,
Atatürk'ten bir cumhuriyet kurdu ve bu cumhuriyet sayesinde
siz de yaşıyorsunuz, biz de orada size güvenerek yaşıyoruz.
Onun için kendimize gelelim. Kendimizi düzeltmeye bakalım.
Fuat Veziroğlu (KKTC Sanayi ve Ticaret Eski
Bakanı): Annan Belgesi, BM belgesi olduğu için BM'nin
otoritesini taşıyor, şeklinde bir iddia var. Bu iddia tamamen
uydurmadan ibarettir. Çünkü eğer BM'nin 150 üyesi varsa
147 tanesinin bu belgenin hazırlanmasında herhangi bir rolü
olmadığı gibi, haberi dahi olmuş değildir. Bu belge, Kıbrıs
Rum kesiminin önde gelen politik liderlerinden Dr. Vasos
Lyssarides'in yakın geçmişte açıkladığı gibi, İngiliz diplomatı
David Hally, Amerikan diplomatı Thomas Vession ve Rum Başsavcısı
Alekos Markidis tarafından müştereken hazırlanmıştır. Amerikan
ve İngiliz emperyalizminin çıkarlarına, Rum ve Yunan çıkarlarına
göre hazırlanmış ve Türk çıkarları tamamen törpülenmiştir,
yok edilmiştir. Kıbrıs Türkü'nü kısa sürede eritecek, Kıbrıs
adasını Helenleştirecek ve Türkiye'den kopartacak, Türkiye'nin
garantörlük hakkını da tamamen ortadan kaldıracak biçimde
hazırlanmış bir belgedir.

Fuat Veziroğlu |
Nitekim üç gün önce Lazaros Mavros adında bir
Rum gazeteci bir ifşaatta bulunmuştur. Lazaros Mavros adı
bazılarımıza yabancı gelmeyebilir, çünkü Abdullah Öcalan
Kenya'da yakalandığı zaman cebinden bu adam adına, Lazaros
Mavros adına düzenlenmiş sahte bir Rum pasaportu çıkmıştı.
Açıklamayı yapan, bu Rum gazetecidir. Kendisi aynı zamanda
Güney Kıbrıs'ta PKK ile dayanışma komitesinin de başkanıdır.
Bu ifşaata göre Rum yönetiminin eski başkanı Yorgo Vasiliu
ki aynı zamanda şimdiki başkan Klerides'in de en yakın mesai
arkadaşıdır, iktidarın küçük ortağıdır, Klerides kabinesinde
bakanları vardır, aynı zamanda beş yıldan beri Rum yönetimiyle
Avrupa Birliği arasında yürütülmekte olan müzakereler süresince
de Rum heyeti başkanıdır. Eski Rum Yönetimi Başkanı Vasiliu.
Bu Rum gazeteci üç gün önce, Yorgo Vasiliu'nun Annan Planı'nın
mimarı olan David Hally'nin bir iş ortağı olduğunu ve müşterek
iki şirketleri bulunduğunu ifşaa etmiştir. Bir şirket Kıbrıs'ta,
bir şirket Londra'da.
Şimdi öyle anlaşılıyor ki bu Annan belgesi,
şirket ofislerde emperyalizmin çıkarları doğrultusunda ve
emperyalistlerin özel çıkarları doğrultusunda hazırlanmış
ve bizim için, az önce konuşan arkadaşımızın da belirttiği
gibi, bir Sevr muayedesi niteliğinde olan bir belgedir.
Filistin'de kan gövdeyi götürüyor. Çeçenistan da öyle, Müslüman
Keşmir halkı emperyalist Hindistan'ın işgali altında, her
ikisi de AB üyesi olan İngiltere ve İspanya arasında üç
yüz seneden beri devam eden bir Cibraltar meselesi var.
Bir de İrlanda meselesi var. İngiltere AB'nin önde gelen
üyelerinden biridir. Ve bu, tabir-i caizse, Annan belgesi
denen tuzağı tasarlayan ülkedir.
Kendisi İrlanda'nın bir toprak parçasını hala
işgalinde tutmakta, o sorunu çözmüyor, ama kan akmayan Kıbrıs'a
ansızın bir Annan belgesi empoze etmek istiyor. Neden? Çünkü
Rauf Denktaş hastanede yatıyordu. Ankara'da hükümet değişikliği
olacaktı. Bu boşluktan yararlanmak istediler. Belki kısmen
doğrudur fakat yararlanmak istedikleri esas boşluk, zayıf
bir dönemi yaşamakta olduğumuzu sanmalarından kaynaklanmaktadır.
Biz Türk bayrağının kendisini değil, kitaplarda
resmini görerek büyüdük. 1958 yılında Enosis'i önlemek için
merhum Adnan Menderes ve Fatih Rüştü'nün de yardımıyla ve
bize bazı subayları göndermeleri sayesinde kurmuş olduğumuz
Türk Mukavemet Teşkilatı saflarından, sıradan bir genç adam
olarak 1959 Temmuzu'nda Ankara'ya gelip de subaylarımız
tarafından Ayaş dağlarındaki izbe bir askeri kampta silah
eğitiminden geçirilmemizin üstünden 45 sene geçmiş bulunmaktadır.
Kendimizi bu davanın içinde bulduğumuz zaman 16 yaşında
bir lise çocuğuyduk. Ve her gün Türklere hakaret eden İngiliz
öğretmenlere yaptığımız bir isyan nedeniyle okuldan tard
edilmiş insanlarız. Şimdi o zamandan beri Türk olmanın ve
Türk kalmanın kavgasını vermekteyiz. Ve bunu sadece İngiliz'e,
Yunan'a, Amerika ve AB'ye karşı değil, içteki gafillere
karşı da vermekteyiz ve vermeye devam etmekteyiz.
Sabahattin İsmail (KKTC Cumhurbaşkanı Danışmanı):
Kofi Annan Planı'nın gerçek amacı, gerçek hedefi, KKTC'yi
ortadan kaldırmaktır. Kıbrıs'ı Türkiye'den koparmaktır.
Annan Planı'na bu açıdan bakmazsak o zaman hukuki detaylar
içerisinde zaman kaybetmek, boğulmak mümkündür. Ve bize,
şimdi olduğu gibi, "bakın ikinci planı getirdik, üçüncü
planı, dördüncü planı getirdik. Şurası iyileştirildi, şu
kadar köyü size bıraktık ve haritayı şöyle çizdik, kabul
edin" diyebilirler. Bu planın esas felsefesini gözden kaçırırsak
bu şekildeki yaklaşımlar konusunda çaresizlik içerisinde
kalabiliriz. "Bakın iyileştirdiler, kabul edelim o zaman"
diyebilirler, zaten diyorlar, KKTC'de bir kesim bunu diyor.
Bizim burada bakmamız gereken husus, bu plan
neye ulaşmak istiyor? Bu plan Kıbrıs'ı Türkiye'den koparmak
istiyor. Kıbrıs'taki Türk varlığını sona erdirmek istiyor.
Ve bunun birinci yolu olarak da KKTC'yi ortadan kaldırmayı
hedefliyor. Çünkü KKTC var olduğu sürece, bağımsız, egemen,
demokratik bir cumhuriyet olarak var olduğu sürece, KKTC'yi
Türkiye'den koparmak mümkün değildir. Kıbrıs'ta Türk varlığını
yok etmek mümkün değildir. Kıbrıs'ta Türk kültürünü yok
etmek mümkün değildir. Dolayısıyla bu planda KKTC yoktur.
Bu planda Kıbrıs, parça devlet statüsüne indirilmektedir.
Ve plana göre Kuzey Kıbrıs bir eyalettir. Gerek Klerides
gerekse Yunan yetkilileri bunu açıklıkla ortaya koymuşlardır.
Bu anlaşmalar sonunda sınırları idari anlamda çizilmiş,
kağıt üzerinde çizilmiş olan, fiilen ortadan kalkmış olan
bir eyalet ortaya çıkacaktır ve iki eyaletten yani kuzey
eyaletinden, güney eyaletinden veya Türk eyaletiyle Rum
eyaletinden oluşan bir üniter devlet ortaya çıkacaktır.
Ve bunun anlamı da %80 Rum, %20 Türklerden oluşan bir üniter
devlet ve yine bunun devamı olarak %80 çoğunluğun ekonomik
üstünlüğe dayanarak, demografik üstünlüğe dayanarak dış
dünyadan aldığımız desteklere dayanarak kısa süre içinde
Kıbrıs'taki Türk varlığını ortadan kaldırmaktır.
Şimdi bu Kıbrıslılık ideolojisi ile ilgili
olarak günümüzde nasıl bir çalışma yapılıyor bununla ilgili
birtakım örnekler vermek istiyorum. Az önce sayın Fuat Veziroğlu
da vurguladı, 1990 yılına kadar, Sovyetler Birliği çökene
kadar, bugün iş birlikçi, "mandacı" veya "teslimiyetçi"
diye nitelediğimiz ve demokratik cumhuriyete, bağımsız cumhuriyete
karşı çıkan sol kesim, Sovyetler Birliği'nin güdümünde bir
politika izlemekteydi. Ve bütün kadrolarını Sovyetler Birliği
eğitmişti. Sovyetler Birliği çöktükten sonra KGB'nin yayınlanan
arşivlerinde bugün Cumhuriyetçi Türk Partisi'nin başında
bulunan ve ona bağlı sendikalarla diğer sivil toplum örgütlerinin
yönetiminde olan birçok kişinin Sovyetler Birliği Komünist
Partisi tarafından belli periyodlarla Moskova'ya götürüldükleri
orada parti okulunda eğitildikleri açıklanmıştır. İsim isim
hangi kişi hangi eğitimden geçirilmiştir, kimisi istihbarat
eğitiminden kimisi liderlik eğitiminden geçirilmiştir. İsim
isim bunlar yayınlanmıştır ve bu yayınlar, bu belgeler Milliyet
gazetesinde yayınlanmıştır, 1994 yılında yanılmıyorsam.
Bugün de Kuzey Kıbrıs Türkiye Cumhuriyeti'ne
yönelik büyük bir psikolojik harekat uygulanmaktadır. Bu
psikolojik harekatın ana teması, Türkiyeli - Kıbrıslı ayrımını
oluşturmaktadır. Bunun için de kullandıkları tema Kıbrıslılık
ideolojisidir: "Türkiye ile Kıbrıslı Türkler iki ayrı halktır.
Kıbrıslı Türkler aslında Türk değildir, Osmanlı döneminde
Rumlardan devşirme, kökü Rum olan kişilerdir. Ve Türkiye'den
ayrı bir millettir. Dolayısıyla Türkiye'yi bir tarafa itin,
Türkiye'nin çıkarları sizi ilgilendirmesin, Türkiye'nin
Kıbrıs üzerinde elde ettiği hak ve çıkarlar sizi ilgilendirmesin.
Türkiye AB'ye girip girmemesi sizi ilgilendirmesin. Siz
Rumlarla birleşerek AB'ye girmeye bakın. Ve oradan elde
edeceğiniz ekonomik çıkarları düşünün"
Tabii burada son söz olarak söyleyeyim, burada
KKTC halkı, bu devleti kuran halk, kesinlikle birtakım ekonomik
çıkarlar karşılığında kurduğu devletten vazgeçecek diye
bir şey söz konusu olamaz. Bu eğer zaten söz konusu olsaydı
üç aydır yapılan bütün bu baskılar karşısında yenilir, teslim
olur ve bu devletten vazgeçerdi. Aslında büyük bir ayıptır
yapılan. Bize söylenen KKTC için, "tarihe şaka olsun diye
ilan edildi, bir pazarlık olsun diye ilan edildi." Hiçbir
halk dünyada kendi kurduğu devletten vazgeçmemiştir, kendi
devletini yıkmamıştır ama "siz bu devleti yıkın" denmektedir.
Ve böyle bir şeyin söz konusu olamayacağı, böyle bir şeyin
kabul edilmeyeceği açıktır. Çok çok özet olarak bu kadar
söylemek ile yetinmiş olayım.
Tarkan Yavaş (BAV Başkanı): Kıbrıs Türk
halkının verdiği mücadeleyi, öncelikle belki de bu konuda
en selahiyetli kişi olan ve onun burada gerçekten çok güzel
bir şekilde temsilciliğini yapan sayın konuşmacıları ve
diğer tüm Kıbrıs Türk kahraman mücahitleri burada, huzurunuzda,
sevgi ve saygıyla anıyorum. Ve teşekkürlerimi bildiriyorum.
Bizim, "Kıbrıs İçin Gerçek Çözüm" adlı konferansı düzenlerken
niyetimiz, gerçekten bu Kıbrıs sorununa, Kıbrıs konusunda
bir çözüm ortaya koymaktı. Tabii ki çözüm bulmadan önce
burada yapılması gereken, problemi en iyi şekilde ortaya
koymaktı. Biz de problemi ortaya en iyi şekilde koymak için
öncelikle Sayın Rauf Denktaş'ın bize yolladığı mektuptan
esinlendik.
Sayın Rauf Denktaş mektubunda bize şunu bildiriyor.
"Ne yazık ki Rum komşularımız hala kendilerini Kıbrıs'ın
sahibi gibi görmekte ve çözüm arayışlarını tek taraflı olarak
gasp ettikleri Kıbrıs Cumhuriyeti ünvanının arkasına saklanarak
aramaktadırlar. Ortaya koyduğumuz tüm önerilerimizin reddedilmesi
tüm adaya hakim olma iştahını sürdürmek istemelerinden başka
bir şey değildir".
Bizce problemin kaynağı burada yatıyor. Kıbrıs
Rum kesimi, kendi düşüncesinde adaya tek başına sahip olmak
amacında olduğu için hangi çözümü getirilirse getirilsin,
hangi plan ortaya konursa konsun, her zaman sonuna kadar
adadaki Türk kimliğini yok sayana, yok edene kadar bu amacından
vazgeçmeyecektir.
Yapılan mitinglere bakıldığında bu mitingleri düzenleyenlerin,
"barış ve çözüm" gibi kelimelerin arkasına sığınılarak ortaya
atılan iddialarda her zaman aşırı sol fraksiyonların yer
aldığını görüyoruz.
Benden önceki konuşmacılar da gayet iyi açıkladılar
ki, bu aşırı sol fraksiyonlar Güney Kıbrıs Rum kesiminde
yer alan komünist AKEL partisinin de bir devamı olarak adada
faaliyet göstermektedirler. Bunlar enternasyonalizm çatısı
altında Rumlarla birleşme sevdasıyla kendi milli kimliklerini
unutan insanlardır. Bu sebeple, bilerek veya bilmeyerek,
boş vaatler arkasında koşarak çok büyük bir hata yapıyorlar.
Ve bunu da sapkın bir ideolojiye dayandırarak yapıyorlar.
Bu ideolojinin temellerine baktığımızda materyalist felsefeyi
görüyoruz.
Materyalist felsefe, tamamen dünyayı maddecilik
üstüne kuran, her türlü manevi değerden yoksun bırakan bir
tür batıl inanıştır.
Sadece komünizme sebep olmakla kalmayan, insanların
dünya görüşlerini etkileyen, buna bağlı olarak ahlak, din,
vatan sevgisi, aile, bayrak, vatan gibi her türlü kutsal
kavramı reddeden ve sadece kendi menfaatleri doğrultusunda,
şahsi çıkarları doğrultusunda yaşayan, dünyayı sadece bir
çıkar bir eğlence yeri gibi gören insanların yetişmesine
aracı olan bir felsefedir. Sapkın bir felsefedir. Bu felsefe
hem şuursuz nesillerin yetişmesine hem de komünizm gibi
zararlı akımların gelişmesine sebep olur.
Bu ideoloji sadece KKTC için değil, anavatanımız
Türkiye için de tehlike arz etmektedir. Nitekim Güneydoğumuzda
faaliyet gösteren terör örgütünün de siyasi doktrini, bu
sapkın ideolojiye dayanır. Biraz önce Sayın Fuat Veziroğlu,
bu terör örgütünün lideriyle Güney Kıbrıs kesiminde yer
alan insanların bağlantısını da açıkça ortaya koymuştur.
Dolayısıyla burada yapılması gereken, bu sapkın ideolojinin
ve dayandığı felsefenin fikri planda çürütülmesi ve bu fikri
mücadelenin çok geniş kapsamlı bir biçimde yürütülmesidir.
Bu fikri mücadelenin içeriğine de kısaca değinmek
istiyorum. Materyalist felsefenin özünde, bunu destekleyen
ve sözde bilimsel temelini oluşturan Darwinizm yer almaktadır.
BAV, işte bu nedenle bu yanlış teorinin çürütülmesine büyük
önem vermekte, bu vesileyle insanları inançsızlığa ve ikinci
aşamada da kimliksizliğe iten akımın önünü kesmeyi hedeflemektedir.
Sonuç olarak sözlerimi bağlarken Kıbrıs konusunun
tüm Türklüğün davası olduğunu bir kez daha vurgulamak istiyorum.
Bu ise ne Batı'yı ne de Rumları tedirgin etmemelidir. Çünkü
adadaki egemen Türk varlığı, barışın da varlığı anlamına
gelmektedir. Müslüman Türk Milleti gerçekten tarihiyle,
kültürüyle, bulunduğu, yaşadığı coğrafyasıyla dünyaya nizam
vermiş, bundan sonra da nizam verecek bir millettir. Verdiği
nizamda her zaman herkesin hakkını korumuş, başkalarının,
farklı dil ve ırktaki insanların da hakkını koruyarak adaleti
tecelli ettirmiş bir millettir. Biz BAV olarak yine o huzur
ve barış dolu günlere döneceğimize ve yeryüzünde adaletin
ve ahlakın egemen olacağına tüm kalbimizle inanıyoruz. Beni
dinlediğiniz için teşekkür ederim.

Agah Oktay Güner |
Agah Oktay Güner: Biz de genç başkana
çok teşekkür ediyoruz. Divana ulaşan bir teklife göre bu
gün Ankara'da toplanmış olan üniversite mensubu parlamento
üyesi eski bakan, iş adamı, asker, sivil ve bürokratlarca
sayın Rauf Denktaş'a bir bağlılık telgrafı çekilmelidir.
Bunu sayın Başkan'dan rica ediyorum. Herhalde herkes de
bu karara katılıyor değil mi efendim?
Ben de bir iki kelime söyleyeyim. Pakistan'a
Ticaret Bakanı sıfatıyla gittiğim zaman orada bulunan büyükelçi
rahmetli Erdem Erdener bana şu hatırasını nakletti: Türk
birliklerinin Kıbrıs'a 74'te çıktıkları gün Erdem Bey'i
rahmetli Zülfikar Ali Butto buluyor telefonla, "özel uçağımı
gönderiyorum acele Nahur'a gel" diyor. Erdem Bey, Pakistan
Devlet Başkanının özel uçağıyla Nahur'a gidiyor. Çalışma
ofisinin içine giriyor, Zülfikar Ali Butto'nun üzerinde
namaz entarisi var. Seccadesi serili, Kuran-ı Kerim yanda
duruyor. Bir muhteşem Kıbrıs haritası. Erdem Bey Türk birliklerinin
hareketini, Rum birliklerinin Rumluğunu, Yunanistan'ın tavrını
diğerlerine anlatıyor. Diyor ki: "Haberi alır almaz Pakistan
Deniz Kuvvetlerini ve Pakistan Hava Kuvvetlerini Türkiye
Cumhuriyeti Devleti'nin emrine verdim. Ankara'ya hemen bir
mesaj geç. Asla durmasınlar Kıbrıs'ın hepsini alsınlar.
Müzakere masasında yarıya razı olsunlar".
Sayın konuşmacılara, siz değerli dinleyicilere
şükranlarımı sunuyor, Rauf Denktaş'a sağlık, sıhhat ve onunla
birlikte olanlara Allah'tan başarı niyaz ediyorum. Çok teşekkür
ediyorum.
Plaket Töreni
Plaket alan: Emekli Tuğgeneral Halil
Şimşek
Plaketi veren: Nusret Demiral
Nusret Demiral: Hepinize saygılar sunuyorum.
Görüyorum ki, biz yalnız bu kadar değiliz, bu salondaki
kadar değiliz. Biz çokuz. Dünyayı kaplayan Türk insanı her
yerde ayak izini bırakmıştır. O toprak için, o toprağı almak
için şehit olmuştur, kanını orada bırakmıştır. Büyük askere
bu plaketi takdim ederken bu duyguları size arz ediyorum.
Biz varız, her zaman varız ve görev yaparken, gözünde vatanını
tutan insanlarız, bizler gözünde vatanını, gönlünde Atatürk
ilke ve inkılaplarını tutan, vicdanında dinini saklayan,
milliyetçilik ve laiklik düşüncesi içinde görev yaptık,
bunda da başarı sağladık. Bu titreyişim, bu haykırışım bu
yurdun Türklerin olduğunu göstermektir, sizi kutluyorum
sayın Paşam.
Plaket alan: Agah Oktay Güner
Plaketi veren: İskeçe Müftüsü Mehmet
Emin Aga
Mehmet Emin Aga: Denktaş'a ve onun arkadaşlarına
da hem uzun ömür hem sıhhat, Cenab-ı Allah bizimle beraberdir.
Kıbrıs dediniz ya eğer devam edileydi, tüm Kıbrıs alınacaktı
ve iş bitecekti. Ama geçti, Allah bilir.
Plaket alan: İsmet Kotak
Plaketi veren: DYP Genel Sekreter Yardımcısı
Mehmet Göktürk
Plaket alan: Fuat Veziroğlu
Plaketi veren: BAV Başkanı Tarkan Yavaş
Plaket alan: Sabahattin İsmail
Plaketi veren: BAV Başkanı Tarkan Yavaş
Sunucu: Katıldığınız için teşekkür ederiz,
konferansımıza Atatürk'ün sözüyle nokta koyuyoruz: "Kıbrıs
bizim için önemlidir, Kıbrıs'a dikkat ediniz"
ÖNSÖZ
KIBRIS SORUNUNUN TARİHSEL GELİŞİMİ
KIBRIS'TAKİ RUM VAHŞETİ
KIBRIS'TA KÜLTÜREL ÇÖZÜM:MİLLİ VE MANEVİ
UYANIŞ
KIBRIS İÇİN GERÇEK ÇÖZÜM KONFERANSI-1 İSTANBUL
KIBRIS İÇİN GERÇEK ÇÖZÜM KONFERANSI-2 ANKARA
KIBRIS İÇİN GERÇEK ÇÖZÜM KONFERANSI-3 LEFKOŞA
|
|
 |